SUNDAY | Pazar Okuması


Bu Pazar'ı yine kitap tavsiyesine ayırdım:) Bir de Kindle'a! Doğumgünü hediyem olan Kindle sanıyorum bu yıl bana alınan en mantıklı ve şahane hediye oldu (ama bu cümleden ayakkabı, mücevher gibi mantıksız ve şahane hediyelere kapalıyım sanılmasın:p ) Nedenine gelince, #babyboom 'u uyuturken, beslerken vs kocaman bir kitabı yanımda sürekli taşımak, sayfalarını çevirmek gibi zorluklardan beni kurtarması: bu hafif, pratik ve minik şeyle dilediğim kitabı pıtır pıtır okuyabiliyorum.


Her zaman aynı anda bir İngilizce bir Türkçe kitap okuduğumdan da Kindle benim için makul oldu. Maalesef burada Türkçe kitap yok, Amazon'dan İngilizce kitaplardan satın alabiliyorsunuz. 

Geçenlerde Chuck Palahniuk'dan Phoenix'i okudum, Plahniuk çok sevdiğim bir yazar ve bu kısa hikayede de yine ona özgü rahatsız ediciliği ilginç bir şekile sürükleyici ve merak uyandırıcı hale getirmiş. Hikaye çat diye bittiğinde bir iç sıkışmasının sona ermesinin verdiği rahatlıkla, ne bu kadar mı hani daha devam etsinin arasında kalıyorsunuz.

Şu sıra Dan Brown'un Inferno'sunu okuyorum Kindle'dan, benim gibi İtalya'ya, tarihe, sembolizme ve dahası Dante'ye ( Dante'nin Inferno'sunu orijinalinden okuyabilmek için kursa başlamış ama doktoraya kurban vermiştim:( ) meraklıysanız çok seveceksiniz. Çok heyecanlı, çok sürükleyici, bol göndermeli. Bazen bir anda beliren ayrıntılar silsilesiyle pofurdatıyor ama değer:)


Şu son zamanlarda elimden düşmeyen ama geçen ay bir kriz anında neredeyse çöpe sallamak üzere olduğum kitap ise herkesin bana çok önerdiği Tracy Hogg'un Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabı. Şahsen bu kitap beni bunalıma soktu, sanki bebek böyle burada anlattığı gibi düzenli olacakmış, olamıyorsa bütün hata ebeveyndeymiş hissi ve stresi verdi bana bu kitap, hele bir de benim gibi kontrol manyağı bir insansan ve hayatın kitapların öğretileri ile geçmişse burada yazanı uygulayamamak iyice dert oldu, suçluluk ve beceriksizlik hissi yarattı. Daha sonra kendime geldim de, bi dakika yaa ben bebeğimi dinliyorum, anlıyorum, üstelik daha çok küçük dedim ve gerçek bir anne gibi içgüdülerimi okuduklarımın yanına katarak kendi rutinimi kendi kendime oturtabildim! Sanırım bu kitaba daha ileride beslenme, yatak,tuvalet alışkanlıklarında başvuracağım.

Yine de belirtmek isterim aynı kişinin daha eski basım İngilizce bir kitabını yollamıştı arkadaşım, o kitabı bundan daha iyi, daha naif ve daha çözümcü buldum. Onun da bir fotosunu ekleyeceğim çekmeyi unutmuşum:)

Herkese iyi Pazarlar:)
Devamını oku ...

BABYBOOM | Hamilelik Sürecinde Giyme, Yeme, İçme Ve Vesaire


Mail, twit ve yorumlarla bir dolu sorular alıyorum sizden, elimden geldiğince de cevaplamaya çalışıyorum. Yine de bir postla toparlamak istedim. Ben şu kadar kilo aldım, bu kadar verdimlere girmeyeceğim, çünkü her kadın, her hamilelik, her metabolizma farklı, ve başkasına bakarak kalıplara girmek hele de hamilelik gibi özel bir süreçte pek de doğru değil diye düşünüyorum. Ben hamilelik sürecini genel olarak nasıl geçirdim, onun kısa bir özetini yazayım, önerilerimi sıralayayım istedim. Bu özeti de 3 farklı post olarak hazırlayacağım: biri bu post yani hamilelik; diğeri bebek, ve en sonuncusu da doğum ve sonrası olacak. Umarım bazı sorularınıza cevap olur:)


Giyim-Kuşam-Ayakkabı:

Buradan sizlere bebek haberini verdiğim ilk postta giydiğim mavi Asos elbise dışında hiç hamile giyimi-gebe giyimi almadım, ki zaten maalesef hemen hiçbir hamileye özel markanın kıyafetlerini de  beğenmiyorum. Hamileliğim süresince yine hep sevdiğim Zara, İpekyol, Topshop gibi markalardan giyindim ama elbette en büyük şansım maharetli annemdi, kafamdaki modellerden onunla birlikte diktik:) Normalde çok sık uğramadığım Polo Garage ve Marks&Spencer da bedenleri geniş olduğundan gardrobumda yerini aldı. Ben daha çok elbise tercih ettim, hamileliğimi kışın geçirmiş olmama rağmen pantolon giymedim:) Göbek irileştikçe daha da iri göstereceğinden deseni azaltıp düz renkleri tercih ettim. Her hamile gibi taytlar elbette benim de kurtarıcım oldu:) Ayakkabı konusuna gelince malumunuz topuklardan ödün vermedim son haftalara kadar, ama nispeten daha rahat olanları tercih ettim. Yine şansıma bacaklarım kalınlaşmadı ve ayaklarımda ödem olmadı, o yüzden ayakkabı numaram değişmedi.  Benim kollarım tombullaştı:)

Pijama, gecelik vs ve iç giyime gelince; pijama ve geceliklerimi hep Oysho'dan aldım. Doğum sonrası emzirme için ise internetten Chezmam'dan gecelik ve pijamalar aldım. Hamilelik ve hamilelik sonrası için iç giyimde de Chezmam öneririm.

Yeme-İçme:
Hamilelikten önce ben her gün bir bar çikolata yemezsem baş ağrılarından baş ağrılarına gark olur, huysuzluk girdaplarında boğulurdum. Ama ilginçtir hamilelik benim çikolataya genel olarak da tatlıya düşkünlüğümü aniden kesiverdi! Ben direk et aşerdim, hatırlıyorum bir sabah oh bir kaburga dolması olsa da yesem diye uyanmışlığım var, hayatta yedim mi sor, yoo:) O sebeple hamilelik boyunca Hazal Yılmaz ve Jamie Oliver'ın Instagram hesaplarını takibi bıraktım:p 

Yani yine şanslıydım, aşırı derecede demir eksiğim ve müzmin kansızlığım olduğundan bu et aşerme işi bana iyi geldi, bunun yanında tatlıyı kesmek de. Genel olarak bir öğünde yukarıdaki tabaktaki gibi bir kolaj yapıyordum: et ve yeşil salata bolca yedim (özellikle roka ve turpa düşkünleştim) Ya pilav ya makarna ya patates ekledim, çorbayı hiç eksik etmedim. Haftada 2 kez balık yemeye dikkat ettim, derin su balığı ayda 1 yeme iznim olsa da pek yemedim çünkü balıkta ayarsız yiyorum. Günde yalnızca 2 dilim ekmek yedim. Her sabah-akşam ballı sütümü; her sabah 1 köy yumurtamı yedim. Hamileliğim boyunca tavuk yemedim. Rakı haricinde alkol zaten almadığım için, haliyle rakı da yasak olduğu için hiç içki içmedim, toplasan belki tüm hamilelik boyunca 2 kadeh kırmızı şarap içmiş olabilirim. Hamileliğimin sonuna doğru yeniden tatlı iştahım, özellikle Alman pastası aşermem başladı, baktım iyi olmayacak, gözyaşları içinde kestim:)


Kozmetik-Güzellik:
Hamileyim diye daha önce blogda sizlerle bir kaç kez paylaştığım günlük bakım-onarım kremlerimde herhangi bir değişiklik yapmadan, direk onları kullanmaya devam ettim esasında. Saçlarımı biliyorsunuz zaten boyatmıyordum, o yüzden o konuda da bri değişiklik olmadı. Ekstra olarak sadece göbekte çatlak kabusundan sebep oraya eğildim, ben Bio-Oil kullandım 5. ay itibari ile yalnızca karın ve basen bölgesine, biraz da göğüs çevresine, çok memnun kaldım, hiç çatlağım olmadı. Bir de benim normalde hiç kuru olmayan cildim bacaklarda çok kurulaştı; baya pul pul kuruyordu, bacaklara da Burt's Bees nemlendirici yanında haftada bir organik bir yağ kullandım. Hamileliğimin son ayı itibari ile göğüs ucu için Avent'in kremini kullanmaya başladım, şimdi de hala onu kullanıyorum, çok memnunum. Hamilelik benim tırnaklarıma hiç yaramadı, zaten zayıftılar, iyice zayıflayıp hemen çatlayan kırılan tırnaklar haline geldiler, Sally Hansen ürünlerden kullandım ama pek de bir değişiklik yaratmadı maalesef, hatta o konuda önerisi olan varsa beklerim:)

Bana gelen sorulardan bazıları ten renginin koyulaşması ile ilgili, ben o tür bir sıkıntı yaşamadım, beyaz şekilde devam, karında elbette biraz koyulaşma oldu ama o da şimdiden bile açıldı. Ben de cilt renginde değişme değil ama haddinden fazla yeni ben çıkması gibi bir şey söz konusu oldu.
 
Uyku:
Benim gibi günde 4 saat uyuyan insomnik birisi bile uykuya düşebilir miymiş! Evet evet, hem de ne uyumak, ama bu daha çok ilk aylarda, bıraksan 15 saat uyurum şeklindeydi. Yukarıdaki gibi elimde telefon, masada yemekte, her an her yerde uyuyabiliyordum. Sonrasında genelde 11 gibi uyuyakalıp, sabah mutlaka 6:30da uyanmaya başladım, bebeğin hareketleri başladığında da gece uykum güzel devam etti.


Spor:
Hamilelik öncesi haftada 4-5 gün pilates yapardım, hamilelikle bu haftada 3 kez hamile yogasına dönüştü, hamile yogasını Etiler YogaŞala'da yaptım ki sizlerle de paylaşmıştım, orada özellikle Deniz Hoca'nın seansları benim açımdan açık ara önde idi. Her gün olamasa da (bazen hava çok soğuktu) mümkün olduğunca çok yarım saatlik akşam yürüyüşleri yaptım.


Psikoloji:
Pek çok kadına ağlama krizleri ile gelen hamilelik bende de sinir bozucu gülme krizleri eşliğinde devam etti. Hamileliğime rastlayan bazı aksilikler, büyük değişiklikler vs. de galiba bende "sinirimden gülüyorum"a dönüştü! Ağlarsam açlıktan ağlıyordum, yani acıkınca hemen o anda bir şey önüme konmazsa aman bir ağlamaya başlıyorum, sanırsın Hunger Games:) Bunun yanında dünyanın en gerzek esprilerine bile salak gibi saatlerce gülen biri oldum, kocimin espri kalitesi zzt Erenköy düzeyine düştü bu sebepten, baktı nasılsa gülüyor bu kadın:p

İşin şakası bir yana hamilelik sürecinde psikolojiyi ben çok ciddiye aldım, çünkü kendimi biliyorum, fazla kontrolcü, gereğinden fazla mükemmelci, hazır mıyım değil miyim sorusunun cevabını bir türlü netleştirememiş, ve işler benim kontrolümde ilerlemeyince, belirsizlikler artınca çok tepesi atan biriyimdir. Benim problemim daha bir şeyler olmadan, olmuş gibi evhamlanmammış, kontrol edemeyeceğim şeyleri kontrol edemeyince paniklemem. O sebeple bu süreçte kendimi ve içimde olanları dinleyebilmeyi öğrenmeye, buna vakit ayırmaya karar verdim. Bu noktada size daha önce bahsettiğim Anael benim imdadıma yetişti, Tomatis terapilerinin şahsen bana çok faydası oldu, ses tonumdan, iç huzura, kendini bırakmaya, endişe ataklarını atlatmaya çok yaradı. Şimdi hala müziğin sakinleştirici gücünü oğlumla yaşıyoruz, iyi ki bu tür bir destek almışım diyorum.



Doğuma Hazırlık:
Normal doğum yapmayı çok istediğim ama işte yine bir şeyleri akışına bırakma konusunda pek de sabırlı ve maharetli olmadığım için normal doğuma hazırlık kursları aramaya başladım, bir arkadaşımın da tavsiyesi ile Emirgan'daki DOUM ile tanıştım. Doğum koçları ile konuştum, buna rağmen kendime özel bir doğum destekçisi edinmediğime pişmanım. Eşimle katıldığım kursta doğum sürecinde yaşadığım herşeyi önden bir piyes gibi izlemiş olduğuma ancak doğururken anladım! İnanılmazdı. Doum'un hazırladığı nefes terapisi CDsi ile de her gün nefes egzersizleri yaptım son aylarda. Burada bebek bakımı vb konularındaki bir kursa da katılmak istemiştim ama sonra önce bir doğsun diyerek vazgeçtim:)


Hastane-Doktor:
Doktorum yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle gittiğim ve kendimi çok rahat hissettiğim biri oldu. Amerikan Hastanesi'nden Dr. Cengiz Alataş; çok donanımlı, dahası benim gibi tezcanlı, esprili ve hastasının nabzını çok iyi tutan mükemmel bir doktor. Kendisini şimdiden özledim, ne de olsa ayda en az 1 kez görüşüyorduk:)

İlaç:
Sadece Elevit kullandım, doğuma çeyrek kala yaşadığım taşınma olayında her tarafım ayrı ağrımaya başlayınca bir kez Minoset aldım, haricinde hiç ilaç içmedim, hasta olduğumda doğal çareleri de çok fazla karıştırmadım açıkçası, bence otların da fazlası en az ilaçlar kadar korkutucu:)



Kitap:

Doğum öncesinde yukarıdaki iki kitabı okudum, bir de hastanenin bana sağladığı hafta hafta bebeğin gelişimini anlatan bir kitapçığı, yine de hiçbir hazırlık "tam" olmuyormuş onu anladım:) Bir de günlük tuttum. 

Şimdilik aklıma geldiği kadarı ile toparlayabildiklerim bunlar:) Belki zaman içinde güncellemeler yapabilirim.

Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Bir Zamanlar Fuşya


Hani yazlık-kışlık değişimi yaparken  kıyafetin cebinde unutulan bir şey bulunca bir sevinilir ya, mesela küçücük bir meblağda bile olsa para, mesela sevgiliden bir not, mesela bir dergiden yırttığın sayfa:) İşte ben de kaldırdığım şortlardan birinin cebinde bulduğum SD kartla pek sevindim! Bu kombin taa geçen yazdan bir düğünden, bir yolculuk dönüşü hızla hazırlanıp apar topar yetişilen cinsten, telaşlı bir düğündü. Kartı kaybedince postu yapamamıştım. En sevdiğim, ve sanırım gardrobumdan asla eksik etmeyeceğim MyBestFriends uzun evaze eteklerimden biri üzerimde. Bir #babyboom öncesi inceliğindeyken ben:)
 


MYBESTFRIENDS Etek//Skirt; MANGO Bluz//Blouse ; MANGO Kemer//Belt; NEW YORK'tan Küpeler//Earrings; KISMET BY MILKA Plaka Bilezik//Gold Cuff
Devamını oku ...

SUNDAY | Babaların Pazarı


Anne-oğul ayakkabı tutkunu olunca geçen hafta Babalar Günü hediyemiz de elbette ayakkabı oldu:) Aslında biraz da aklımız çelindi! Beni takip edenler erkek moda tasarımında Niyazi Erdoğan'ı  ne kadar da sevdiğimi önceki postlardan hatırlayacaktır, körün istediği bir göz Allah verdi iki göz misali Niyazi Erdoğan, İnci için ayakkabı tasarladı! Hem Niyazi, hem ayakkabı oh la laa:) İşte o koleksiyondan biz babamıza bu ciciyi seçtik, pek yazlık, çok hafif, fena şık:) Bir de çekimle süsledik!


Styleboom ayakkabı dolabındaki hakimiyetini yitirecek miydi? Tahtı sallanıyor muydu! Yoksa bu interglaktik ayakkabı lobisinin bir oyunu muyduuuu!? 



Tabandaki ve topuktaki NE logosu şahane! Tabanın mavi rengi şahane! Tasarımcı eli değdiğini inceden inceden söylemesi şahane! İnci, pek güzel bir işbirliğine imza atmış, erkek için seçenekler dar olduğundan devamı da gelsin isteriz:)
Devamını oku ...

BABYBOOM | 2 Ay


#babyboom 'un 2. ay dönümü bugün! Benim 35 senelik hayatımda yaşamadığım ya da en fazla bir avuç kaldığımız bir şey onun 60 günlük hayatına sığdı, o bir direniş çoçuğu, Türkiye'de ezberlerin bozulduğu bir dönem bebeği:) Geçirdiğimiz şu son bir ayda buna büyülenmek dışında yaptıklarımız ise malum cok cok, gak guk:) Artık baya baya anlamsız bebek sesleri ile muhabbetteyiz oğlumla, dakikalarca o şekildeyiz, bence bıraksan 2 güne konuşacak, annesi gibi dilli düdük olacak:p Daha dün kendisine "aa oğlum hadi anlamsız bebek seslerini bırak da bir agu de!" dedim:) #direnagu


Doğduğundan beri kafasını tutabilen #babyboom artık bize baya baya kafa da tutuyor! Kendi kararları konusunda bir inat bir inat. Buna çok uygun bi atasözü var da neyse söylemeyeyim:)

 -Her yeni gün yeni bir şeye şaşırmak bizim işimiz:)

Samur samur saçlar dökülüyor ama aynı hızla yerine yenileri çıkıyor. Bu ay biraz boya çektik:)

 -Aaa benimle uyumlu giyinmiş, bu anne bir harika dostum!

Hülya Koçyiğit'in, Sezercik'i öptüğü tarzda öpülmeye karşı çok asabiyiz, #babyboom mesafeli öpülmeyi seviyor, ama bunun yanında ısır sıkıştır, bunlara açığız:)

Babyboom: Minineos Miskiwawa Denizci Tulum // Carter's Body // Ralph Lauren Çoraplar
Ben: Mudo Şapka // Mango Triko
Devamını oku ...

AKSESUAR | Fedora ve Floppy Aşkına, Yüz Şekline Göre Şapka!


Bu aralar ne kadar karmaşığız değil mi? Her sabah belki umutsuz uyanıp sonra sırf biri "duruyor" diye umut doluyoruz. Ya da umutla dolu bir güne uyanıp, bir anda oluverenlerle umudumuzu yitiriyoruz. Oysa sadece istediğimiz gibi yaşamanın, sıradan bir Pazar kadar yalın, basit, kendi halinde olduğu günler gelsin istiyoruz.

Bu post yaz-kış vazgeçemediğim ama yazın özellikle başımın üstünde yeri olan şapkalar için geliyor. Ben yazın fedoramı ya da floppylerimi vestiyerden kapıp da dışarı koşanlardanım. Siz?


Ben özellikle aksesuar tasarımcısı arkadaşlardan özellikli fedoralar edinmeyi seviyorum, Bebek Şenliği bu anlamda şahane! Bu sene Eylül'e ertelenmiş olsa da.


Beymen, Yargıcı, Park Bravo, Mudo ise şapkalarını ennn beğendiğim mağazalar.


 Şapka Kanunu'nu uygulayın sevgili Boomerlar:)) Pişman olmayacaksınız!


Fedoralar özellikle panama tipi hasır olanları ne deniz tuzundan ne kumundan etkilenmediğinden kumsalda süper oluyor, ama benim gibi lekelenmeye de açık bir cilt için floppyler de kocaman çeperleriyle hem kurtarıcı hem de çok feminen. 


Yüz tipi de elbette şapka seçimi için önemli, belki aşağıdaki kategorileme biraz olsun yol gösterici olabilir.
  • Oval Yüz: Geniş siperli şapkalar bu yüz tipine uygun. Hatta şapkanın siperi/çeperini boyla orantılı tutmakta fayda var; yani ne kadar uzunsanız kenarı o kadar geniş şapkaları takabilirsiniz. Oval yüzler hali hazırda en dengeli yüz tipi olduğundan hemen her model şapkayı rahatlıkla taşıyabilirler.
  • Yuvarlak Yüz: Yuvarlak yüzler genelde kısa ve geniş olduğundan şapkayı yüksek tepeli seçmekte fayda var, bu boy ekleyerek yüz ile denge sağlayacaktır.
  • Kare Yüz: Kare yüzler kısa ve özellikle geniş çene çizgisine sahip olduğundan şapkanın önü kısa arkası geniş ya da arkası kısa önü geniş çeperleri olmasına dikkat edin, bunun yanında herhangi şapkanın siperini asimetrik şekilde bir yandan hafifçe yukarı kıvırarak da aynı etkiyi sağlayabilirsiniz.
  • Dörtgen Yüz: Oldukça uzun olan bu yüz tipi için şapkanın tepesinin çok yüksek olmamasına dikkat edin. Çok kısa çeperlerden kaçının, şapkaya eklenerek değil direk şapkanın tepesinden aşağıya inen çeperlere sahip şapkaları tercih edin.
  • Kalp Yüz: Kalp yüzlerin çeneleri dar olduğundan çok geniş şapkalardan kaçının ki alnınızı daha da geniş ve çenenizi olduğundan daha da dar göstermesin. Başınıza iyi oturan, çan biçimli ya da binici tarzı şapkalar tercih edin.

Bir de şapka taşımanın kolay bir yolu olsa:) Mesela seyahate giderken şapka çantası olmadan olmuyor, şapka çantaları da inanılmaz tatlı tamam ama zaten elimiz kolumuz bavuldan geçilmiyor:)


Bu yıl Gazi Koşusu'na kokoş bir şapka takıp katılmak istiyorum, hatta bir kaç Boomerla birlikte yarışı öyle izlesek şahane olmaz mıydı:)
Devamını oku ...

ZEYTİN


Gün"aydın" değil!
Oysa barış bir zeytin dalı kadar kolay, nafi ve yeşildi.
-Vakti zamanında sokaktaki simitciyle konusup derdini sordugu icin helal olsun denen basbakanın Gezi'ye inip de "Nedir gençler?" demesi çok mu zordu? Dinlemesi?
-Bir ekipler amirinin  iyi de bunlar bir şey yapmıyor, biz yıllarca ne hain kurşunların hedefi olduk da şimdi masaya oturduk demesi çok mu zordu?
-Vali'nin ben bu pusuyu kuramam, yüzüm yumuşak diye bana güvenen çocuklu kadın bike parka gelir diyip istifasını sunarak Twitter'dan uyarması çok mu zordu?
-En azından 1 haber yayın yonetmeninin 31inin şafağında haber odasını yukarıdan gelen emre rağmen kapatıp gerçekleri yayınlaması çok mu zordu?
-Adalet sarayından saçından paçasından sürüklenen avukatlar için savcıların siper olması çok mu zordu?
-Başbakanın onca işi arasında Kadıköy vapurundan inen gençlerin kıyafetletine, Taksim'de içilen biraya, balerinliğin belaltı bir edepsizlik olduğuna, kadının bebeğini foğurup doğurmayacağına dair kararına, her nikah şahitliğinde gerdeğe girecek çifti utandırırcasına çocuk talimatı vereceğine, eğitim sistemini zaten kötüyken katmerli kötüleştireceğine dair hiç konuşmaması çok mu zordu?
-Hakaret etmeden, tükürükler saçmadan, gözleri alevlenmeden, aşağılamadan, önce diliyle sonra polisiyle dövmeden konuşması çok mu zordu?
-Kendisi için sembolik olan şeylere gösterdiği önemi başkalarının sembolleri için de göstermesi çok mu zordu?
-Balkon konuşmasının metnini çekmcesinden çıkarıp hatırlaması çok mu zordu?
HİÇBİRİ DE ZOR DEĞİLDİ!
Bunu zorlaştırırsan, uzattıkça uzatırsan elbet hapşırsan sarsılan borsa düşer, elbet masumun içine art niyetli sızar, elbet barış diyenin arkasına savaş çığırtkanı sığınır, elbet derdim sokağımda özgürlük diyenin ayağına marjinali dolaşır, elbet dışarıdaki imajın sarsılır. 
-Başbakan sokaktaki gençliği telef etmiştir, kendi gençliğinde yaşadığı haksızlıkları da böylece meşru hale getirmiştir. Bugün yapılanlar haksa hukuksa, o gün yapılanlar da aynı adaletin hakkı hukuku idi mi diyelim? 
"Gün olur devran döner" intikamcılığı ile her nesli beslersek bu ülkede hiç bir zaman hak, hukuk, daha acısı hiç bir zaman "bir"lik olmayacak. Zamanında başbakanın ettiği intikam yeminini bugün kaç genç yanan çadırı söndürürken, gözünü sokakta bırakırken, arkadaşının kanını silerken etti kimbilir? 


NOT: Bu ayrıştırma, ötekileştirme, taraflama huyu maalesef bizim milletimize özel olmalı; sadece başbakana değil, onu kınayanlardan ondan yana olanlara kadar herkese. Bir kez daha değişen hiçbir şey yok diyerek şu yazımı hatırlatayım: http://style-boom.blogspot.com/2011/10/otekiler.html
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Yeniden Motora!


Ortalık toz duman olmadan, hepimiz gerek ayar gerek gaz gerek su yemeden tam da 1 gün önce ben Eylül 2012'den bu yana hasretle beklediğim bir şeye yeniden kavuşmuştum: motor keyfine! İstanbul'un felaket trafiğine ve yazının nemli sıcağına ilaç gibi gelen ve keyfi anlatılmaz yaşanır olan motora hamilelik haberiyle uzun bir ara vermiştim mecburen. İşte bu post yeniden birleşmemiz şerefine:) Hanımlar bence ilk fırsat bulduğunuzda  motor ehliyetinizi cebinize koyun, hatta çoğalın çoğalın ve belki şehir trafiğine rengarenk bir nefes, trafiğin erkeklerine de biraz daha medeniyet gelir!

Emzirmek insana 500 kalori verdiriyormuş! Ondan olacak kilolar hızla giderken, benim başım da hızla düşüyor gün içinde:) Bir uyku bir uyku! Ama hala eski halime dönemedim, daha tempolu spora ise başlamama daha var!




Ta taa işte bizimki! Kendime mini mini bir Vespa almak çoook isterdim ama bizimki daha irice olan Burgman.



Bebekli hayat çoğunlukla çook rahat giyinip kuşanmanı gerektirse de ben yine de kendime göre şıklık katmaya çalışıyorum, topuklara gelince:) Stilettolarla olmasa da dolgu topuklarımla baya rahatım, #babyboom 'u da rahat taşıyorum, belki de henüz çok ağır olmadığından. Yine de acil durumlar için düz bir çift cici hep yanımda!


Hayat sana sürekli yapışık, sensiz çok savunmasız bir minnoşla tabii eskisi gibi değil. Özellikle emziriyorsan. Gün içinde hep aynı döngü: cok cok, gak guk, şşş pşş, mız zzz- sonra yeniden, sonra yeniden. Bazen kendimi çook uzaklara atmak istiyorum, modum düşüveriyor, bu böyle nasıl sürecek diye soruyorum, arada havam değişsin diye çıkıyorum ama işte o minicik arada bile tam iki nefes alıyorsun, üçüncü nefeste özlüyorsun, hadi hemen döneyim diyorsun. Acayip bir şey. Neyse ki bizimki gezmeyi seviyor:)


Uyum bizim işimiz:)) Keşke bu uyumu uyku ve açlık konusunda da yakalayabilsek:p
Bir takım giyinme işini belli ki kısa sürede babaya kaptıracağım ama şimdilik #babyboom ve ben daha uyumluyuz hihho!


REDHERRING Ceket//Jacket; ZARA Triko//Sweater; TWIST Pantolon//Pants; ADL Bluz//Top; STUDIO RAIN Babet//Flats; STYLEBOOM for NİLİ Charm Bileklik//Charm Bracelet; KOTON Yeşil Örgü Bileklik//Green Wowen Bracelet (hepsi yeni sezon-all new season);
MUDO Çanta//Purse; KISMET by MİLKA Plaka ve Onyx Bilezik//Gold Cuff and Onyx Bracelet; ASSOS Elmas Bileklik//Diamond Bracelet; NAZRA Altın Zincir//Gold Chain;
VALENTINO Gözlükler//Sunnies; ALICE+OLIVIA Ayakkabılar//Wedges (eski sezon//last season);
PAUL FRANK Kask//Helmet (Londra'dan)
ve #babyboom RALPH LAUREN Tulum//Onesie (New York'dan)

Last week it was a great reunion with my motorbike:) We were apart since I learned I was pregnant and in Istanbul, especially in summer, bike is great to get rid of the traffic and heat.  How I wish lovely ladies of Istanbul all get on the bikes with their cheerful outfits! Life changes a lot with a new baby, a cutie attached to you day and night, yet sometimes I just want to get far far away, then I suddenly miss him. Weird:)
Devamını oku ...

SUNDAY | Direnen Pazar


Bu Pazar hiç de keyifli bir Pazar değil, nice keyifsiz Pazarların, günlerin, gecelerin, yılların acısının kelimenin tam anlamıyla çıktığı bir Pazar. Gördüklerime, duyduklarıma, yaşayıp şahit olduklarıma inanamadım. Vahşet, şiddet, orantısız güç değildi inanamadığım; bunları bu ülkenin çeşitli bölgeleri çeşitli zamanlarda yıllarca yaşadı, OHAL'de, doğuda, Reyhanlı'da, İstanbul'da, Ankara'da; inanamadığım sonunda "her kesim hep birlikte partiler üstü, takımlar üstü, siyasetler üstü sokaklara dökülebilmemiz" olmuştu. Ve yılmayış, direniş, ölüp ölüp yeniden diriliş! Bir gün bir yerde oturuyorken üstüne apansızca saldırılabileceğinin, böcek gibi ezilip oracıkta bırakılabileceğin gerçeğiyle yüz yüze kaldığında anlayabildik bunu. Bunun dehşeti karşısında kilidi açılan kapılar, Tanrı misafiri diye içeri alınan yaralılar, mihrabını sedye yapan camiler, gönüllü avukatlar, doktorlar, kepenk kapatmayan eczaneler. Biz, hepimiz: bir avuç faşist ahlaksız alkolik marjinal terörist ideolojik vizyonsuz "grup". Kimi bize halk demeyi tercih eder. 

Şafak baskınıyla doğaseveriyle, 1 Mayıs'ta işçisiyle, bedeniyle ilgili kararlarda özgürlük isteyen kadınıyla, Hopa'da öğretmeniyle, doğuda vatandaşıyla, festivalde müzikseveriyle, üniversitede hocası ve öğrencisi ile, tiyatroda sanatçısıyla savaşan bir iktidar; mezun yemininde milletini koruyacağına namusu ve şerefi üzerine yemin ettiği, bindiği araçta "halk için emniyet" yazdığı halde o iktidarın emriyle çılgınlar gibi saldıran polis; fiziki yollarla bir sansür ya da yasak yemediği halde o iktidara yaranmak, karından bir gıdım zarar etmemek üzere ekranlarını karartan medya. Bu milletin en son böyle hoyratça kuşatıldığı zaman "savaş" zamanıydı! Bugün bu direnişle bozulan ezberlerin sonu ne olur, bizi nereye götürür, bizden ne alır, bize ne verir zaman gösterecek ama tarih aynı anda yaşayan bir büyük gururu ve bir büyük utancı hiç unutmasın. Biz de unutmayalım, bunlar burada söz uçar yazı kalır misali kalsın. Dönüp dönüp bakalım. Aşağıda fotoğraflar http://occupygezipics.tumblr.com/ sitesinden.

BU OLANLARIN ARŞİVİ ŞURADA UNUTMAYALIM PAYLAŞALIM


Benim bedenim benim kararım dedik dinletemedik!


Sadece oturuyorduk, "kaldırdılar" !
 

 
 

Vahşet!














İçişleri'nin bi inceleyelim bari dediği "oran"tılı güç! En son karede ise siz 1000 toplarsanız ben 1 milyon toplarımı çağrı olarak kabul edip sopaya sarılan bir adam polisle omuz omuza!








Birbiri için orada olmak!




Üzerine düşenden fazlasını yapmak!




3 Maymun!


Bir avuç çapulcu!



Devamını oku ...