AKSESUAR | Kendi Takını Kendin Tasarla!



Tam da bir şey beğendiğinde ya keşke mavisi olsaydı, ay keşke biraz daha parlak taşlısı olsaydı, tüh keşke kaşının üstünde gözü olsaydı diyenler elime mum diksin. Mesela ben hem takılara meraklı hem kendime özel bir şeyler yaptırmaya hevesli biri olarak yukarıdaki videoda da görebileceğiniz üzere Mortaki.com'un "Kendi Takını Tasarla" konseptini sevdim. Instagram'dan takip edenler çoktan görmüştür, kendime güzel bir yeni anne bilekliği yaptım:) Bebek ayak izlerinden ♥

İşlem çok basit: Mortaki.com 'a giriyorsunuz, hemen sizi karşılayan Kendi Takını Tasarla sekmesine tıklayıp, yüzük, küpe, kolye yetmedi hepsine tık tık bakarak, binbir model arasından seçtiğiniz modelin taşından altın mı gümüş müsüne kadar tek tek seçerek ve bir yandan da tasarımınızı ekranda görerek ilerliyorsunuz. Kendime bu bilekliği yaparken bir de anneme hediye edeceğim bir yüzük  tasarladım!


Ve işte aşağıda ben, acilden girip doktorun doğum başlamış dediği anın az sonrasında...



Mortakı'dan sürprizler, ipuçları ve haberler için de twitter.com/mortaki hesabını takipte kalın:)Ayrıca yakında yenilenecek yüzüyle yeni yeni sürprizleri de olacağından eminim:)

Video: Özgür Turhan
Mekan için Hardal Nişantaşı'na kocaman teşekkürler:)
Devamını oku ...

SUNDAY | Pazar Duygu Seli


Bu Pazar postu benim anne sıfatıyla geçirdiğim ilk Pazar postu. O zaman postun konusu da benim annem olsun. Bir kelebek kadar naif, kırılgan, heyecanlı, minicik bir sesle konuşan, pırpır bir kadındır o.  Her zaman herkesi, en alelade kimseyi bile, kendinden öne koyan, tolerans sınırı diye bir şey olmayan, dünya üzerindeki en kötü insanı da karşısına koysan onun bir sebebi mi vardır acaba diye düşünen bir kadın. Bugün ben kimi zaman çok zirve yapan bencilliğimi, annemin bir türlü beceremediği o kendini hiç düşünmeme  halinin nasıl da hor kullanıldığını gördüğümden kendime hediye ettim.  Bu hor kullananlar arasında bir de kim var bilin: ben!  Anne olunca anlarsın derler, daha anlayamayacak kadar yeniyim ama sanırım kendisinin onbinde biri olsam çok mükemmel bir anne olacağım. Her zaman hep yardım eden, seven, destek olan, akıl vermeyen, iç baymayan, yabancı polisiye dizileri bilgisayara indirip önüne koyduğunda çook ama çok sevinen annem: O benim en büyük anlayanım, canım, kıymetlim. Şimdi hem bana hem oğluma günde 24 saatliğine adanmış en büyük yardımcım.

Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Zirve


Bu göbeği zirvede bırakmaya niyetlendim sevgili Styleboomerlar:) Zaten daha ne kadar büyüyebilir:o Yolda yürürken insanlar artık yüzüme bile bakmayıp, ben yokmuşum gibi göbeğim hakkında konuşup geçiyorlar: "bu kessin erkek!" diyerekten. Heyy tamam şu an  öyle gibi görünse de ben sadece bu yuvarlaktan ibaret değilim dostum!

Sabahtan güneşliymiş gibi yapıp sonradan donayazan havada Caddebostan sahilini böyle yuvar teker kat edip, bu kombinle foto çektirdiğimde içimden bir ses bunun son hamile kombinim  olduğunu fısıldadı:) İçimden geçen o ses henüz bi loto filan tutturamadığından çok kaale almıyorum!




GAMZE SARAÇOĞLU Elbise//Dress; DEBENHAMS Redherring Ceket//Jacket ; STYLEBOOM FOR NİLİ Bilezikler//Bracelets; KATHRE Küpeler//Earrings ; KEDS Ayakkabılar//Shoes; KOTON Çanta//Bag; VALENTINO Güneş Gözlükleri//Sunnies

Devamını oku ...

BABYBOOM | Merhaba Dünyalı:)

 Fotoğraf: Esra Pozan

Merhaba Dünyaa! Şimdilik çok tuhaf bi yersin:o
3 kilo 590 gram, 51 cm doğdum. Hobilerim gakguk, cokcok, tostos:)

Devamını oku ...

SUNDAY | Pazar Bakım Onarımı


Bazı Pazar'ları tamamen kendine ve kendini şımartmaya adamak güzel, hadi bu Pazar öyle olsun. Mesela yukarıdaki gibi banyo küpleri ya da tuzları ile hazırlanmış köpük köpük bir küvette  uzuuuun bir banyo keyfi, baştan ayağa bakım onarım, iyice hamur gibi olduğunda detoks çayın elinde kanepede yayılarak izlenen güzel bir film:)

Bu Pazar postu hamilelik sürecimde bana çok sorulan hangi ürünleri kullandın sorusuna da cevap olacak. Aslında size daha önce şu postumda anlattığım cilt bakım kozmetiklerimde değişen pek bir şey olmadı, yalnızca eklenen bazı ufak tefek şeyler oldu.

Genelde ürünlerine sadık biriyim çünkü hem ince eleyip sık dokumadan, uzmanıma danışmadan almayı, hem de iyi tecrübe etmeden paylaşmayı sevmiyorum. Yine de cilt bakımı, saç bakımı vs ayrı bir şey, herkes için o kadar farklı ki. Bunca şeyi her zaman kullanıyor muyum? Hayır! Bazen bana da fenalık geliyor ama hiç ihmal etmediklerim de var:)


Banyoda genellikle ya kokusunu çook sevdiğim bir duş jeli ya da saf sabun kullanıyorum, tamamen kafama göre. Son 2 senedir vücut peelingi olarak Ren'in  bu dev kavanozunun hastasıyım. Pamuk gibi ve ışıl ışıl yapıyor teni. Akıtması öyle çok kolay olmasa da seviyorum.


Yine banyo sırasında saçlarıma Kerastase'in bu minik şişeciklerini fısfıslayıp  bir süre tuttuktan sonra duruluyorum. "Fındık" kadar kullanma geyiği bunda da geçerli ama bana yetmiyor o fındık nedense bir türlü:)


Yüz peelingi olarak son dönem favorim Strivectin, önceden sadece kremini kullanıyordum. Üstünde haftada 2 önerilse de ben haftada 1 kullanıyorum. Epey etkili ama hassas ciltler sanırım dikkat etmeli. 

Fotoğrafını çekmeyi unutmuşum ama  bir de Bioline maske kullanıyorum, daha önceki postta vardı kendisi:)


Temizleme sütüm ve toniğim tıpkı nemlendiricilerim gibi Sevilay Acıbucu'nun verdiği ürünler, o ne derse benim için kanundur. Uzunca bir süredir yeniden Olos'un ürünlerine geçtik; ki çok ama çok memnunum ve verdikleri temizlik/tazelik hissini çok seviyorum!


Yağlanma/ballanma faslına geçersek, aslında vücut nemlendiricisi olarak Burt's Bees uzun zamandır favorim, fakat hamilelikle birlikte nedense bacaklarım, daha doğrusu diz kapaklarımdan itibaren bacaklarım inanılmaz kuru; hatta pul pul. Bu yüzden yağ olayına girdim. Vücudumun üst kısmı, kollar, sırt hala kremle yetinebiliyor; ama bacaklarda genelde Huiles&Baumes ve bazı bazı da Nuxe yağ kullanıyorum. Her ikisi de süper; hiç yağlanma yapmadığı gibi, yapış yapış da kalmıyor ama o pul pul halden de eser kalmıyor.


 Bu nemlenme kısmının bir de hamilelere özel kısmı var elbet!


Hamileliğimin 4. ayı itibari ile kullanmaya başladığım Bio-Line yağdan çok ama çok memnunum, şimdilik hiç çatlağım yok (tu tu tuuuuuuuu :)) ama tabii sonuçta henüz doğum da yapmadım. 39. hafta itibari ile bu yağı öneriyorum. Hiç bir şey olmasa kokusu beni çok rahatlatıyor, o sebeple kullanmaya devam edebilirim.

Göğüs ucu için ben 8. ayın başından itibaren Avent'in portakal esanslı bir kremini kullanmaya başladım. Baya etkili, ama oldukça yoğun ve kalın bir krem, biraz leke yapıyor.


El, ayak ve dudaklara gelince; öncelikle tırnak eti için yine Burt's Bees diyorum! Bu balmumuna benzer minik kutunun içinde bir mucize var, instagramda #fotoöneri 'lerimi takip edenler bilir:) Ayak için Bliss'in ayak kremini, içi tuhaf yapışkan bir madde ile kaplı olan özel Bliss termal çoraplarla haftada bir yapıyorum, ayaklar pamuk gibi oluyor kii benimkiler yüksek topuklar yüzünden hakikaten çok çekiyorlar yazık:) Dudaklar için bu EOS roll-on biçimli nemlendiriciye yeni sardım, hem çok şeker hem de etkili. Dudaklarımı çok ısırdığım için benim rujun altına bile bu tür ürünler sürmem şart!


Yüz ve boyun için Strivectin kremi, Estee Lauder göz kremini, yağlanmaya müsait olan yanak ve şakak kısmıma sürdüğüm Olos'un mini kurutucu kremini ve sanıyorum ömrümde en çok memnun kaldığım yine Olos'un oldukça sıvı hatta cıvık olan volkanik zamazingolu bir kremini kullanıyorum. Gece bu arkadaşlara Estee Lauder Advanced Night Repair ekleniyor, tabii sızıp kalmamışsam:)

Kremlenmekten yorulup bitap düştüysek, bence bize bir Pazar daha lazım demektir:p
Devamını oku ...

TEMEL İÇGÜDÜ | Küçük Siyah Elbisemi Yoldan Çıkardım!


Sabaha karşı uykumun içinde sesler duydum, sanki bir ağlama sesi gibiydi. Gözümü açtım, iyice dikkat kesildim, evet evet resmen hıçkırıklar geliyordu hem de gardrobun içinden! Azıcık tırsmadım desem yalan olur, ama sonuçta gardrop benim gardrobumdu, ne oluyor diye bir meraklandım. Hızla ışığı yakıp, gümbürdeterek kapağı kaydırdım! Bir baktım ki ne zamandır giyemediğim küçük siyah elbisem iki gözü iki çeşme ağlıyor! Şaşkınlıktan küçük dilimi yuttuğum bir kaç dakikadan sonra
-Hey neyin var?! , diyebildim
-İtiraf et, çok sıkıcıyım değil mi! , diye haykırdı,
-Sıkıcıyım, sıkıcıyım, sıkıcıyım!
-Aaa saçmalama, neden böyle söylüyorsun, sen küçük siyah elbisesin, hani şu hakkında düzinelerce yazılar yazılan..., dememe kalmadan bana bağırıverdi.
-Ay offf tabii ya, "herkesin gardrobunda bulunması gereken" ben. O "gereken" kelimesi bile sıkıcılığımın ispatı adeta.
Bir an düşündüm de haklıydı aslında, gerekli olmak ne kadar heyecan verici olabilirdi ki. Güldüm ve bir kez daha hıçkırıklara gömülmesine fırsat vermeden sordum:
- O zaman benimle bir maceraya var mısın?

"Nasıl yani, nasıl bir macera?" diyebildi ama biraz da tedirgin oldu:)
- Yarın Cumartesi iş yok güç yok, kahvaltıyla başlayalım, bu defa seni bambaşka kombinleyeceğim, göreceksin ki hiç de sıkıcı değilsin, dedim.
-Ama küçük bir toplantım var benim yine de
-Olsun! Ona da ben yollayacağım seni dedim, ama kendini bana bırakacağına söz ver!
-Söz!

Gece zor geçince biraz uyumuşuz, kalktığımızda epey geç olmuştu. O daha ayılamadan hemen bir şeyler hazırladım. İlk andan çok bocalamasın diye siyah-beyaz ağırlıklı olsun kahvaltı kombini dedim. Çizgili bir trençkot, kazayağı bir şapka, şiş gözleri örtecek hem de renk verecek sarı bir Ray Ban, vurucu parça sezonun en trendy parçalarından bir loafer ama hem zımbalı, hem grafik bir şey. Biraz homurdandı, siyah bir babet mi giysem ki dedi ama kaşımı kaldırmam yetti:) İlk başta sürekli ayaklarına bakarak yürüyordu ki sonra alıştı, hatta "çok da güzelmiş" diye keyiflendi. Bizim kahvaltı öğle yemeğine kaydı, Cumartesi keyfi uzadı derken bana mini toplantısını hatırlattı. "Doğru arabaya" dedim, "unutmadım" :)

"Toplantın olduğu için seni çok cafcaflamayacağım, sen de onlar da şok olmayın diye" dedim "..ama bazı detaylar için bana fırsat ver". Beyaz yüksek ökçeleri çıkardığımda "yok artık beyaz ayakkabı giyilir mi" diye haykırdı. "Giyilir, üstelik içinde fuşyalar da var" diye haince sırıttım. Hava serinlediği için bir ceket almayı önerdi, "hani sıkıcı olmayacaktık" diyip onu bol fermuarlı bir parçaya soktum. Koluna iri zincirleri dolarken sanırsın hapse yolluyordum. Mavi portföyde ise "bari çanta da siyah ya da beyaz olsaydı" bakışı, yüzünden saniyesinde silinerek "tamam anladım"a dönüştü:) "Seni dışarıda bekleyeceğim, bir şeyler atıştıracağım." dedim, "Toplantıdan sonra çok büyük devrim var hazırlan!".


Koşa koşa geri geldiğinde beni skinny jean pantolonum, deri ceketim ve çapraz bantlı ayakkabılarımla bulan küçük siyah elbise, "belki de dönsek iyi olur, pek yorucu bir gündü" dedi ama gece daha yeni başlıyordu. "Ne yapacağız ki, bir drink filan mı alsak tamam" dedi, "istikamet rock bar" dedim:) Bagajı açıp, bunu bir güzel giydirmeye başladım. itiraz bile edemeyecek kadar şaşkın ama bir o kadar da mutluydu. Hayatında ilk kez rock bara gidiyormuş, garip şeyler gelmez başıma değil mi, bana dövme yapmazlar değil mi diye garip garip sorular soruyodu. Ekose gömlek ve deri ceketi üstüne geçirdim, botları zorla giydirdim! "Bunlar biraz şey mi ki.." derken susturdum! Ve hazırdık. Hiç bir şarkıyı bilmese de deli gibi söyledik, en son elimizde shotları "tüm LBD'lerin şerefineee" diye bağırarak hüplettik. Bardaki bir motorcu mont buna biraz asıldı ama devreye ben girdim, şimdilik bu kadar yenilik yeterdi:)

Evin yolunu bulduğumuzda artık Pazardı, arkadaş bütün günü önce balkonda sigara dumanından arınmakla sonra da uzun uzun uyumakla geçirdi!

Pazartesi sabahı kalktığımda çoktan kalkmış, işe gitmeye hazırlanıyordu. "Haftasonu için teşekkür ederim" dedi, bundan böyle işten sonra hemen eve dönmeden, ufak tefek değişikliklerle ben de hayatın keyfini çıkaracağım." Çak bi beşlik hareketi yaptım ama cevap alamadım:) Pazartesi sendromuna bağladım. "Eh haftabaşı, iş çok", dedi, "kurumsal kimliğime dönsem iyi olur ama bak detaylar konusunda çalışıyorum".  Kırmızı bir gözlük, sarı bir fular, puantiye bir şemsiye duruyordu yatağın üzerinde; denemeler yapıyordu. Ben de göz bandımı taktım, içim rahat uykuma devam ettim:)
Devamını oku ...

MAKE ME BEAUTIFUL | Aşkın 3 Hali ♥


Pek çoğumuz benim gibi bir parfüme kafayı takmış yaşayıp gitmiyor, hele de yaz gelirken yeni bir koku, yeni bir ten arayışında olanlarımız çok:) Bu ara özellikle düğün ve mezuniyetlerden sebep çok da mail alıyorum. Bu postta hem parfüm seçme rehberi hem de aynı isim altında bambaşka üç kadına hitap eden Chloe LOVE ailesinin üç üyesi bir arada.

Parfüm seçmek kolay değil, çeşit çok, koku almak ve o kokuya inanmak zor. Herkesin kendine özgü bir ten yapısı var ve seçtiğiniz parfüm bu ten yapısıyla uyum göstermeli. Bu kadar mı? Hayır bence parfüm aynı zamanda ruhunla, kişiliğinle de uyum göstermeli. Kısaca seçmek daha da zor:) 

Önce parfüm denince akla gelen 3 ana grubu bir ele alalım, ne istediğimize buradan başlayalım:
  • Eau de Parfume – % 10-%20 oranında konsantre parfüm içerir, kalıcılığı fazla, kokusu güçlüdür.
  • Eau de Toilette - %5-%15%  oranında konsantre parfüm içerir , yoğunluğu ve kalıcılığı nispeten daha az, o sebeple de daha ekonomiktir.
  • Perfume – %15-%40 oranında konsantre parfüm içerir . En güçlü ve en pahalı ve en kalıcı olandır, öyle ki 1 minik damlası tüm gün yeterli olur. Bunları bulmak da karşılamak da kolay değil:)


Ve parfümler 3 koku yayma aşamasına sahipmiş: 
  • Üst (Tepe) Nota: Bu parfümü sıkar sıkmaz duyduğumuz o ilk andaki kokuymuş. Kısacası ilk izlenimimizmiş, ama dikkat bir o kadar da çabuk solan kısmı imiş.
  • Orta (Kalp) Nota: Parfümü sıktıktan 1 saat ya da daha uzun süreden sonra aldığımız koku imiş. Parfümüm olgun ve yıllanmış kısmını temsilen.
  • Alt (Baz) Nota: Yaklaşık 30 dakika sonra bu dip notanın kokusunu alırmışız. Orta nota ile karışarak parfümün ana temasını oluşturumuş. Koku olarak çok zengin olan bu nota imiş. 


Gelelim parfüm alırken dikkat edileceklereee:) Dı dı dı dımm
  • Parfüm denemek için en uygun zaman akşamüzeri yani koku alma duyusunun zirvede olduğu saatler! Ayrıca kış mevsiminde de yaz mevsimine göre daha güçlü koku alıyormuşuz (gerçi kışın soğuktan burnumuz düşüyor bu nasıl oluyor:o) 
  • Parfümü sıktıktan sonra en az bir saat tenimizde olgunlaşması için beklememiz gerekiyormuş, yani öyle kahve kokladım oh aman şunu da dirseğime sık, bi kahve daha kokladım bunu da kulağıma, onu da dizime yok! Kokuların asla karışmaması gerekiyormuş ve denedikten 1 saat sonra o parfümle ilgili karar vermemiz en doğrusuymuş. Bu süreçte parfümdeki alkol  uçarken, parfümün özü tenimizdeki kimyasallarla etkileşime girerek gerçek kokusunu veriyormuş. Ondan sebep aynı parfüm hepimizde farklı kokmakta! 
  • Parfüm denemeye gitmeden önce yediğimize içtiğimize de dikkat etmeliymişiz, ya kadın olmak ne zor, yemene içmene karışılmadan bi parfüm bile alamıyosun öeh! Neyse öyle baharatlı, bol acılı ve yağlı yiyecekler ten kokumuzu kısa sürede olsa değiştirdiğinden parfümün kokusuna yansıyarak bizi yanıltabilirmiş. Sıra gecesinden çıkıp parfüm denemeye gitmiyoruz tamam:)
  • Yazın daha fresh kışın ise daha tatlı kokular öneriliyormuş. 

LOVE, Chloe ailesinin 3 üyesine gelince. 2010'da çıkan en eskisi ile yani isim annesi ile başlarsak, bu parfümün pudralı ve floral bir aurası var. Zarif bir şişe içinde altın taban ve altın zincir ucuna tutturulmuş altın kapaklı. Pembe pembe "pamuk" gibi bir parfüm:) 


Ailenin en yeni üyesi Love, Chloe Eau Florale biraz daha fresh, biraz daha romantik, biraz daha Paris:)


Love, Chloe Eau Intense ise diğerlerine kıyasla oldukça bakırlaşan renginden anlaşılacağı üzere biraz daha güçlü ve kadınsı bir koku. Orijinal Love'ın daha yoğun hali demeli belki de, vanilyanın biraz daha anlaşıldığı bir versiyon:)
Devamını oku ...

TREND RAPORU | Cesur Güneş Gözlükleri


Bu sezon güneş gözlükleri hiç olmadığı kadar iddialı! Klasik çerçeveleri bir kenara bırakıp daha büyük, daha parlak, daha cesur ve nasıl tarif etsem bilemiyorum ama daha "cafcaflı" gözlükler için çekmecenizde yer açın sevgili Boomerlar. Deli kızın çeyizine bile bağlasanız, bu sezon ona "statement sunglasses" diyeceğiz unutmayın:)

Valentino'nun zımbalar ya da kristallerle döşenmiş modellerinden, Prada'nın  baya baya işlemeli gözlüklerine, Pucci'nin ve Gucci'nin en güzel degradelerine, ya da Ron Arad'ın sizi birer Atılgan mürettabatına dönüştürüverecek çok futurustik modellerine kadar seçenek çok, karar sizin. Tabii bir de yüz şeklinizin!


İyi bir güneş gözlüğü en nihayetinde iyi bir de yatırım, ama meraklanmayın bu trend ivmelenerek devam edecek görünüyor, yani bir sezonluk bir kalp çarpıntısına benzemiyooor:)

Bu postta ben   "iddialı güneş gözlükleri" trendini 3 ana grupta toplamaya da yardım edecek 3 model seçtim. 

 Lacoste

1. CESUR
Normları ezip geçen bir gözlük bu trendin en cesur temsilcilerini arıyor;) Dev çerçeveler, gözünün önünden geçen renkler, keskin hatlar ya da futurustik çizgiler. Mesela hemen yukarıdaki  Nunettes ile cesur, çılgın ve rengarenk bir yaz garanti!

 Pucci

2. RENK
Çoğunlukla siyah ya da kahve gölgeler arasında gidip gelen tercihlerimizi bu yaz yeniden gözden geçirelim. İsteyene hayat toz pembe olsun, isteyene nane ferahlığında:) Hatta belki tonların birbirine karıştığı camlar arkasından bakalım dünyaya. Mesela bu Pucci 1 taşla 2 kuş vuruyor: hem çerçevesindeki enfes detayla hem tatlı rengiyle!

 Valentino 

3. APLİKE
Siz daha çok küçükken komşu teyzenin kenarları ışıl ışıl kristallerle dolu  güneş gözlüğü vardı ya, mesela onu alın o kadar kristalle de yetinmeyin. Olur mu? İşte bu sezon olur:) Hatta gözlüğün saplarını unutun, köprüsüne uzanın:) Bu trendde en çok dikkat çeken özellikle gözlüklerin köprülerinin mine çiçekler, kristal taşlar, zımbalar kondurulması. Ben komşu teyze hayali ile pek barışık olmadığımdan daha rock bir parçayı tercih ettim ve hem iri çerçevesi hem zımbalarla süslü köprüsüyle bu Valentino'yu seçtim:)


Güneş gözlüğü seçiminde yüz şekli önemli pek tabii ama aynı zamanda burun, alın, yüzün genişliği ve hatta ten renginiz de önemli. Dilerseniz önce ŞU SAYFAYA TIKLAYIP “yüz şeklimizi” bir bulalım. Eğer cilt renginiz açıksa daha koyu renkli, cilt renginiz koyu ise daha açık renkli gözlükler hoş olacaktır. 


  • YUVARLAK YÜZ: Daha çok köşeli ve yüz hatlarını biraz aşan çerçeveler seçilmeli. Çift üst çerçeveli ve yüksek köprülü modeller de uygun
  • OVAL YÜZ: Hemen her modeli kaldırabiliyor bu yüz tipi esasen ama en güzel görünüm için Dikdörtgen modeller seçilmeli. Gözlüğün büyüklüğü elmacık kemiğinizi geçmemeli.
  • ÜÇGEN YÜZ: Şakaklar geniş ve yüz aşağı doğru daraldığından yuvarlak hatlı ve kalın çerçeveli seçilmeli. Üst kısmız dümdüz olan gözlükler seçilebilir.
  • KARE YÜZ: Elmacık kemikleri ve çene çıkık olduğundan oval ya da kıvrımlı gözlükler seçilmeli. Bunun yanında "cat-eye" denen modeller de pek uygun
  • UZUN YÜZ: Tıpkı oval yüzler gibi dikdörtgen modeller seçmeli, gözlüğün büyüklüğü elmacık kemiklerini geçmemeli .
  • ELMAS YÜZ: Oval, köşeleri hafif yuvarlaklaşmış kare ve kayak gözlüğü gibi yüzü saranlar uygun.

Siz yine de renginizi, modelinizi seçerken dikkat edin hanımlar, önünüzü görecek bir şey olsun ki, yanlış "yaz" aşklarına kapılmayın:p

One of the biggest trends of the season are statement sunglasses! From Miu Miu to Pucci, we see them on every runway. In this post I grouped this trend into 3 categories which are (1) bold like the one  with colorful stripes; (2) colored like the minty oversize Pucci and (3) embellished like the Valentino with studded bridge. Whicever is your favorite, just pick a statement sunglass for yourself and see the world even bolder than ever behind the glass:) 
Devamını oku ...

SUNDAY | Pazar Okuması


Pazar serisinin 3.sü Pazar okuması olsun dedim, ama aslında okunacak bir şey de değil. İyisi mi ona Pazar iç geçirmesi, Pazar seyahat hayaline dalması, Pazar tirpadvisorlanması diyelim:))

NY'dayken Guggenheim müzesinden aldığım Vahram Muratyan'ın "Paris vs. New York" kitabı, bu iki şahane şehrin çok neşeli illustrasyonlar ve iki kelime üzerinden karşılaştırıldığı pek keyifli bir kitap:) Benim için Paris açık ara fark atsa da, her iki şehrin de kendi tarzı, kendi ruhu, kendi güzelliği var elbette. Hadi bir yandan sayfalara göz atarken, sizin şehriniz neresi ve neden bana bir kelime ile anlatın:)

Devamını oku ...