BOOMSTYLE | "Felek"ten Bir Hamilelik:o


Heyy herkese benden süt! Ziraa bu Pazartesi kutlama yapıyoruz:) Ne kutlaması mı? Babetlere geçişin kutlaması:) Babetten nefret eden ben, ne diye bunu kutlayayım ki derseniz, sebebi şu son 8 ay boyunca her topuklu ayakkabı giydiğim fotoyu paylaştığımda Courtney Love'dan beter bir anne adayı olmama kadar varan "yorumlar" bir son bulacak diye derim:p Evet benim için endişelenen takipçilerim var ama bir de uslüp var, şekil var, "naçizane" diye başlayan tatlı tatlı tavsiyelerden "anne adaylarına korkunç bir örnek" olduğuma kadar varan suçlamalara kadar sürekli açıklama yapma halim bugün itibariyle bitiyor sanırım. 

Bunca ay topuklular üzerinde hop hop hopladığım, danstı diskoydu alemlere aktığım(!) bu "felekten" hamileliğe yakışır rocker yeleğimle bir stil postu gelsin madem.

Artık o "mega" göbek dönemine girdim:o Her ne kadar hep "pozitif"e meyilli olsam da bu göbekten, hep yan yatmaktan, içimin sıkışmasından, tuvalete koşmaktan, yavaş yavaş bastıran endişe ataklarından ve hiç bir şeyin de yakışmaması halinden sıkıldım! Bakın yine "senin annen bir melekti yavrum" olamadım:)


Basket topu yutmuş gibiyim diyordum ama artık ne basket topu! Henüz böyle bir topla oynanan spor icad edilmedi bence:o 


Ta taaa! Yüreciklere su serpilsin diye biker botlarımı bile giymedim (şaka şaka botlara hapsolamıyorum fenalaşıyorum da ondan:) Kocamın da "empati"sini paylaşmadan edemeyeceğim, göbekse göbek:p


Ben yine de öperek uğurlarım:p

WAREHOUSE Elbise//Dress; TOPSHOP Yelek//Vest; KOTON Babet//Flats;
VALENTINO Gözlük//Sunnies (eski sezon/last season)
PELİN GİYDİREN Deri Bileklik//Leather Bracelet; STYLEBOOM FOR NİLİ Kelepçe//Bangle; ASSOS DIAMOND Kolyeler//Necklaces (yeni sezon/new season)

Here I am with my "mega" bump! I must confess that I am so bored being pregnant. Nothing looks good on me, and for some time I quit wearing my lovely heels and prisoned to flats and sandals:( Still, it is a lovely day today, and I thought it would be better to bloom.
Devamını oku ...

SUNDAY | Pazar Yumurtası


Pazar gününün İngilizcesini çok seviyorum çünkü artık resmen bahar ve Pazar'lar resmen "Sun"day:) O yüzden burada minik bir Pazar serisine başlamaya karar verdim ♥

Ben yumurtayı süslemektense hüpletmeyi tercih edenlerdenim ama şu Pinterest denen yok mu, Paskalya Bayramları yüzünden hazırlayıp fotoğrafladıkları o cici yumurtalar, o güzel renkler, beni de yoldan çıkardı. Ben de benek benek köy yumurtalarımdan birini saksı yapıp, kurbağa prense bir öpücük kondurdum :* Maksat bana eğlence çıksın:p

Kurbağa Prens Yumurtalık: Berlin'den
Masa Örtüsü: Anne çekmecesinden hacılanmış:p
Elma Biçimli i-Phone Şarj Ünitesi: Candia

I prefer to eat a delicious egg rather than painting it up, yet Easter photos I saw on Pinterest was seducing. So I grabbed one of my freckled eggs and turn it into a tiny  flowerpot, sealed the frog prince with a kiss:) It's officially spring yay!
Devamını oku ...

BABYBOOM | Baby Shower Partisi ♥


Yapsam mıı yapmasam mı diye diye neredeyse doğuma kalacak gibi görünen baby shower partisini arkadaşlarımın da "hadi"lemesiyle, hem bana da biraz eğlence, biraz keyif olsun, hem #babyboom 'a da biiir dolu güzel kızla tanışma fırsatı versin:p diyerekten 9 Mart'da yaptım. İyi ki de yapmışım:) 49 kadının bir odada şen kahkahalar ve durmaksızın konuşmalarıyla geçen keyifli tantanayı siz düşünün hihi.

O günden karelere ve videoya geçmeden hemen buradan benim aşırı yoğunluğum ve kararsızlığımın ilacı olan, dünyanın en zarif, en becerikli, en pozitif organizatörü Özlem Yüzer'e milyonlarca teşekkür etmem gerek! Onu Instagram'da takip ederken (ki gününüze renk katması açısından takiplemenizi şiddetle öneririm:)) zaten zevklerimizin çok paralel olduğunu görüp, iyice şımarıp, her şeyi ona teslim ettim:p Sadece pasta bile ne demek istediğimi anlatıyor olmalı! 


Her ne kadar partimizin ilk versiyonu Ritz terasta yapılacak ve ona göre düzenlenmiş olsa da (mini havuza lastik ördekler koymak gibi) o gün çok pisleşen hava sebebiyle içeride devam etme kararı aldık. Özlem ile renk konusuna karar verirken ya mavi-kırmızı-beyaz ya sarı-beyaz-gri diye düşünüyordum, sarılı olanda anlaştık:) İyi ki de yapmışız, bu rengin enerjisi pek yüksek!


Kısa sürede tümm tavanı kaplayacak olan balonlar hazırlanıyor:)


Ev sahibimiz Ritz-Carlton İstanbul olunca geniiş bir alanda, hem ev sıcaklığında hem süper konukseverlikle ağırlanıp yayıldık:)


Limonatasız baby shower olmaz:) Şu saatten sonra ekşinin herhangi bir değişiklik yapacağını da sanmam:p


Muazzam pasta kadar bizi bayıltan bir diğer ikram da Özlem'in minnoş kadehlerde hazırlattığı Magnolia oldu, bunlardan kaç tanesini fondip yaptım bilemiyoruum:o Ama o gün göbeğime göbek kattım.

Cupcake, macaron, kurabiye ve bar çikolataların hepsi renklerimize uygun hazırlanmıştı; bir diğer efsane de Almanya'dan gelen pompom çikolatalardı. Anladım ki baby shower anne ve arkadaşları yesin içsin ve sonra iki gün vicdan azabı çeksin diyeymiş:p


 Nefsine hakim olabilenler için de bool bol patlamış mısır:)


Özlem, bir de dilek ağacı panosu hazırlatmıştı. Hanımlar cici dileklerini özel kartlara yazıp, zarfları mühürleyip panoya astılar. Okusam mıı yoksa büyüyünce bizimki mi okusa bilemedim:)


Misafirler için mini birer hatıra niyetine hazırlanan hediye paketleri de göreve hazır:)


Oğlum çok kibar bir salon erkeği olduğundan, kızlara hem onu hatırlayacakları hem de takmaktan keyif duyacakları bir şey yaptırmamı önerdi:) Nili Silver, onlara şans da getirsin diye bu cici uğur böceği bilezikleri özel olarak hazırladı ♥ Kendisi  #styleboomfornili koleksiyonun da uğuru olsun umarım:)

Herkesi pürneşe uğurladıktan sonra bir baktım ki hiç ama hiiç oturmamışım, bi' de susmamışım:) Her bir yancığım ağrırken şımarmak benim de hakkım diyerekten, kendimi aşağıdakine attım! Yine olsa yine yaparım hu huu:)


Sizi video ile ile başbaşa bırakmadan önce hemmen bir tanecik Özlem Yüzer'e elinin değdiği her şey için, Ritz Carlton'a da muhteşem ev sahipliği için çook çok teşekkür ediyorum. Ve tabii ki Özberk'e hep yanımda olduğu ve güzel anlarımı fotoğrafladığı için, Özgür ve Uğur'a illa ki beni dansettiren videoları için, Elif'e kısacık zamanda hazırladığı cici bileklik için vee gelen tüm arkadaşlarıma, aileme, öğrencilerime de elmacık kemiklerime kadar uzanan bir gülümsemeyi yüzüme yerleştirdikleri için çook teşekkür ediyorum: iyi ki hayatımdasınız!


Devamını oku ...

HEDİYE | Moogili: Hayatın Ritminden Aksesuarlar

GEÇERLİ YORUMLAR İÇİNDEN İDİL NEŞE BU CİCİ MOOGİLİ'NİN SAHİBİ OLDU:) TEBRİKLER İDİL! RANDOM.ORG SONUCU POSTUN ALTINDA, SENDEN 3 GÜN İÇİNDE MAİLİME DÖNMENİ BEKLİYORUUM :) 


Size uzun geldi mi bilmiyorum ama bana göre epey uzun bir aradan sonra herkese iyi haftalar:) Geçen hafta hem çok yoğun hem biraz heyheyli hem hasta olunca ne bloga ne diğer sosyal alemlere pek uğrayamadım. Bu hafta telafi haftası olsun! İlk post yine blogosfer sayesinde tanıdığım çok cici bir hanımefendinin pek şukela cicileri hakkında: Moogili 

Moogili'nin yaratıcısı Müge tamamen el yapımı, pek zahmetli koleksiyonlarının yanında tam şu elbiseme göre, şu ayakkabıma göre, tam da kalbime göre bir şey arıyorum derseniz tamamen kişiye özel aksesuarlar da tasarlıyor.

Yukarıda gördükleriniz Helix koleksiyonuna ait, benim favori koleksiyonum:) Hem özel, hem ince ince yapıldığı belli, hem de çok modern. Bu koleksiyon hayatın ritminden, DNA kodlarımızdan ilham almış. Bir tane de sizin için seçtim kıps;)


İkinci favorim ise göbeğimin üstünde bahar bahar açan bu bileklik:) Zigzag isimli koleksiyondan ve artık güzel havalar için sabırsızlanan herkesin koluna ipek kurdelelerden bahar getirecek cinsten bir Moogili parçası.


Kişiye özel üretim ciciler için direk Müge ile bağlantıya geçmeniz gerekse de, bu güzel koleksiyonlar  Continuum'un İstinye Park mağazasında ya da hemen online olarak şurada satışta.

Geçeliim Müge ile sizin için seçtiğimiz Moogili'ye:) Ta taaa!


Bu kolyeye sahip olmak için 29 Mart Cuma geceyarısına kadar 
  • "Hayatın da bu Helix kolye gibi inişleriyle çıkışlarıyla bir ahengi var çünküü...." cümlesini tamamlayarak bu postun altına yorum olarak bırakmanız;) 
  • Hemen buradaki Moogili Facebook sayfasına bir tatlı like/beğen koymanız
  • Size hızla ulaşabilmemiz için yorumunuzun sonuna lütfen mail adresinizi ekleyin:)
  • Adsız ve ilgisiz yorumlar maalesef onaylanmayacak.
  • Helix kolyenin sahibini 30 Mart Cumartesi yine bu posttan ve Twitter'dan random.org aracılığı ile açıklayacağım

Bakalım sizin hayatınızın ritmi bana neler fısıldayacak;) Ve Helix kolyeniz boynunuzda nasıl bir yaz geçireceksiniz! Hadi bakalım pamuk eller klavyeye:)

Devamını oku ...

INSPIRE ME | Onur Yüksel'in İlham Panosu


Haftanın ikinci gününden merhaba!

Bugün, blogda yeni bir seriye başlamanın heyecanı içindeyim ve umarım her ay bunu devam ettireceğim. Her ay 1 konuğa ona ilham veren 5 şeyi sorup bir "ilham panosu" yapacağım. Kimbilir belki bir kaç post sonra burada bir Boomer'ın panosu da yer alır ♥

İlk konuğum eşsiz zevkine çok güvendiğim arkadaşım Onur Yüksel:) Çoğunuz onu, sizin kahve benim süt saatime eşlik eden coffeeplaylist.com 'dan; ya da sokaktanemoda.com 'dan tanıyorsunuz. Onur, "farkediyorum ki "azı karar çoğu zarar" denklemi mevzu ilham olunca işe yaramıyor" dedi ve bana ilham notlarını açıkladı: ta taa! Kendisi...
ilham alıyormuş!
Bize de keşfedecek yeni şeyler olsun:)
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | MBFWI'de İlk ve Tek Kombinim

Fotoğraf: Özberk Baz

MBFWI'ye katılabildiğim tek günden bir #boomstyle postu ile dünü sivri dili biraz tatlandırayım dedim:) Zamanında defile maratonundan çıkıp ders başına geçen ben, gün gelecek bir defileyle pert de mi olacaktım aah ah. Pileli elbisemin pileleri de dev göbeğim yüzünden pilelikten çıkmış "gün gelecek pileliğimizden mi utanacaktık" demekte:) İşte böyle bir kombin!

Yine de bebek bekleyen biri için MBFWI süper, herkes o kadar yardımcı, o kadar üstüne titriyor ki, hemen oturtan, su/çay/kahve soran, gerçi oradaki blogger arkidişlerim sağolsunlar zaten kimseye gerek kalmadı, özellikle Koray beni 1 sn yalnız bırakmadı:) Bilsem önceki IFWlere de göbeğime yastık koyup giderdim:))

 

Loubilerimle veda pozu:/ Yo yoo o akşamdan sonra anladım ki kendileriyle bir süre bir araya gelmemiz imkansız:) 

Kendi tasarımım Elbise//Dress custom made; JP Braganza for KOTON Trençkot//Trenchcoat; CHRISTIAN LOUBOUTIN Ayakkabı//Pumps;  ASSOS DIAMOND Küpe//Earrings

On my first and last day of MBFWI, attending just two runway shows was quite exhausting for an 8-month bump:) Still I tried to look shiny in yellow and purple, glittering earrings and a pair of Louboutins of course! Well that night made clear that I from now on, should end my relationship with high heels, at least for some time arggh:/

Devamını oku ...

MBFWI | Yeni? Heyecan Veren? Merak Uyandıran?

Fotoğraflar:Özberk Baz

İstanbul, bir moda haftasını daha bitirdi, yeni adıyla Mercedes-Benz Fahion Week'e malum durumuma bir de ofis kapat, ev boşalt işleri eklenince katılamadım, Antrepo'nun o merdivenlerinin de caydırıcı etkisi olduğunu söylemeliyim. Bu sebeple her sene olduğu gibi bir "ardından" postu yaparak organizasyon, atmosfer, ambiyans konularını değerlendiremeyeceğim ama Twitter'dan gördüğüm kadarıyla bu defa pek de şikayetçi olan yoktu! Sanıyorum IMG tecrübelerini ve L'appart da disiplinini birleştirince bu iş oldu:)
Genel olarak beni bilgisayarımın ekranına kilitleyen, bir tasarım yeniliği, yeni bir çizgi vaad eden bir MBFWI miydi? Hayır! MBFWI'de en heyecanla beklediğim isimler Özlem Kaya, Elif Cığızoğlu, Gamze Saraçoğlu, Begüm Salihoğlu idi, genç yeteneklerden Ece Gözen'in koleksiyonunu görmeyi de özellikle çok istiyordum. "Doğursam da izlicim hieeyt" azmim ancak Saraçoğlu ve Cığızoğlu defilelerine yetti ama:) O yüzden ben bu postta Özberk Baz'ın fotoğrafları eşliğinde netten takip ettiğim koleksiyonları değerlendireceğim. MBFWI'de beni en çok üzen tıpkı yurtdışında son bir kaç sezondur gördüğümüz gibi burada da kürkün inanılmaz yükselişe geçmesi, ve hemen her koleksiyonda yer alması oldu. Bu yükseliş en kısa sürede ölsün!


Tasarımcıların koleksiyonları  hakkında tek tek "ahkam kesmeden"  [malum blogger olunca adı ahkam kesmek oluyor] önce genel bazı şeyleri sıralamak isterim:
  • stylist yok mu? kreatif direktör kıt mı? saç ve makyaj neden "ay şu Paris'teki defiledeki gibi olsun"dan öteye geçmiyor? modeller üç beş tanesi haricinde bu maratona neden dayanamıyor? Rus, Arap ve Ortadoğu harici alıcı geldi mi (bunu hakikaten bilmediğimden soruyorum)? Gerçi Avrupa'da para mı kaldı:) 
  • Bazı koleksiyonlar sadece iyi bir stylingle olduğundan da güzel görünebilir olacakken pek çok koleksiyon bence bu sebepten gümbürtüye gitmiş gibiydi. Ben burada Mahizer Aytaş'ı tek geçiyorum örneğin. Kreatif bir şov, duman ve sisler içinden pörtleyiveren model haricinde olamıyor mu? 
  • Mesela Natalia Vodianova'nın, Paris Moda Haftası sırasında Givenchy defilesini kapatıp, bir vakıf için yarı maraton koşusu tamamlayıp, 5 saat sonra yine bir defileye katılmasını ve muh-te-şem görünmesini nasıl açıklıyoruz? "İnsan değil ki" olabilir mi? Yoksa disiplin ve kondisyon kavramları mı?
  • Zaten iyi yürüyebilen hepi topu üç beş modelimize ayakkabı endüstrisinin garezi mi var? Bir defile için ayakkabı yapmak bu kadar mı zor, illa önce Louboutin bişi yapmalı, bizim ayakkabıcılar da bir örnek alıp ondan mı çakmalı? Tasarımcı tarafından yeni bir model istenince yapılamıyor mu? Bir gün ön sırada oturan bir krepeli jet sosyete topuzunun üstüne model düşüverecek diye çok korkuyorum!
  • Kumaş sektörümüzün vizyonu "Zara ya da HM onyüzbin metre sipariş verirse yaparım, yoğsa senin için 3 metre kumaş kurtarmaz güzel ablam"dan öteye geçebilecek mi? İki dijital desen, bir gerçek gibi çiçek, teknoloji almış yürümüş olduğundan enfes bir dokuma çıkaramıyor mu bizim ülkemiz? "Tekstil cenneti ya da tahıl ambarı" olduğumuz Hayat Bilgisi kitaplarına konan birer MEB uydurması mı? Ar-ge nerede?
Geçelim koleksiyonlara:

Argande'de koleksiyon hakkında değil ama Argande hakkında konuşmak isterim, bence Argande Türk kadınının gururu ve göz bebeği olmalı. Şu an imkanı olan her kadının gardrobundan en az 1 parça Argande bulunmalı! Bugün UNDP destekli en başarılı ve geniş çaplı projelerden biri olan Argande Anadolunun kadınlarını desteklemek, güçlendirmek  için çok önemli. 

Aslı Güler koleksiyonunda sanki bir bütünlük sorunu var, hatta bazı looklar sırf sayıya tamamlansın diye konmuş gibi, olmuyorsa çok olmasın ne var ki bunda? Oysa özellikle uzun elbiseler ve hemen hepimize bir zamanlar annelerimizin de ördüğklerine benzer Jil Sander'imsi yün parçaların olduğu grup pek güzeldi, onlar bu bütünlük sorunu içinde kaynamasa çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Styling de hiç iç açıcı değil.
Aslı Filinta, zaten biliyorsunuz çok beğendiğim bir isim:) MBFWI'nin en merakla beklediğim koleksiyonlarından biri onunki idi. Zamansız, farklı, eğlenceli ve özgün denince ilk akla gelenlerden biri:) Son koleksiyonunda Osmanlı gündelik hayatından etkiler gördüğümüz Filinta, bu defa ilhamını Koca Sinan'dan almış. Yine özellikle ceket, etek ve üst gruplar pek şekerdi. Koca Sinan motiflerinin bir bomber cekete dönüşüşü hoşuma gitti. Koleksiyonda çok az parça vardı.


Atıl Kutoğlu, her zamanki gibi gösterişli parçalarla başlamış. Payetli gece grubunun içinde her zaman kullandığı Selçuklu motiflerinden farklı ama yine Anadolu'dan ilham almış özgün motiflere sahip derin dekolteli, organza ve/veya şifon üstüne ipek kadife baskılı parçaları pek sevdim. Bunun yanında drapeli tasarımlar felaketti, fitting mi desem, drapenin apayarı bir ustalık istediğini mi (misal Lanvin ve Vionnet gibisi yok bu konuda) söylesem bilemiyorum. Mor, bordo gibi mücevher tonlar yanında bol siyah ve metalik kullanılmış. Kadife, kürk, deri ve organza da öne çıkanlardı.

Ayşe Deniz Yeğin, eskisinden farklı değil maalesef. Yeni bir isim, yeni bir çizgi ve yeni bir ruh da getirmeli diye düşünüyorum, ha bu demek değil ki uçulsun, "giyilebilir" olmayan şeyler yapılsın, ama tasarım dili farklı, arzu edilir ve cazip olmalı. Bunun yanında kumaş, dikiş faktörleri de çok önemli elbette. Yukarıdaki parça favorim.

Ayhan Yetgin'in koyu gölgelerden tasarlanmış üç boyutlu formlara sahip tasarımları güzel ve üstünde oldukça uğraşılmış, ki bu tür tasarımlar için yetkin ustalar/terziler mevcut mu memleketimde bilmiyorum. Gelin görün ki bu çizginin- ki yeni yetenekler arasında Dion Lee özellikle çok iyi-bu tasarımların binlerce kat daha iyisi zaten çoktan yapıldı, görüldü, sevenleri tarafından edinildi.Yine de futurustik bir koleksiyon olarak en azından bizim moda haftasında aradan sıyrılmış.

Begüm Salihoğlu MBFWI'de couture koleksiyonu sunan tek tasarımcı idi, ve kendisi iyi ki de couture'e el attı! Buz ve siyah renklerden oluşan koleksiyondaki her bir parça mı kusursuz bir işçiliğe ve dikişe sahip olur. Dantel ve gupürden tam ya da yarı transparan gövdeler, zırh gibi büstiyerlerin altından açılıveren yumuşacık, romantik dökümler, kalçaları kusursuzca saran drapeler!


Sürreal tasarım eksiğimizi gideren DB Berdan ise yine beklendiği üzere beklenmedik işler çıkardı. Açıkçası Londra'da sundukları muhteşem İlkbahar/Yaz 2013 koleksiyonundan sonra bu koleksiyon benim açımdan pek tatminkar değildi. Ama özellikle bordo grupla, pantolon-oversize ceket takımı çok beğendim! Twitpiclenmelere doyulmayan karikatürüze Karl Lagerfeld nedense bana o kadar da ilginç gelmedi. Farklı materyal ve dokulardan panellerin bir DB Berdan klasiği olduğu üzere bir araya gelerek oluşturduğu elbiseler ise artık onların imzası haline geldi.

Ve Ece Gözen! Kendisi heyecanla beklediğime değdi. Sportif bir çizginin altına saklanmış kusursuz bir feminenlik, bunun yanında hem giyilebilir hem değişik müthiş tasarımlar. Kendisi ilüzyonun, yansımanın ve gördüğünün altında başka bir şey aramanın çok yeteneli bir temsilcisi. Kimi zaman dijital şekilde kimi zaman üç boyutlu şekilde kullandığı "kübizm"i bu koleksiyonunda da sürdürmüş, son derece seksi ve feminen olan geçen koleksiyonuna göre bu defa daha sportif. Bazı üst grupların kesimlerinde hafif Wang etkisi görmedim değil ama özünde bu kesim de oversizelaştırılmış birer sweatshirt kesimi olduğundan özgün değil demek doğru olmaz.


Bir arzu nesnesi olarak Elif Cığızoğlu! İyi ki izledim iyi ki:) Geometrinin o sert  ruhuna nasıl böyle bir kadınsılık ve şıklık üfleyebiliyor bilmiyorum ama oluyor işte. 2011'deki couture defilesinin eline su dökecek olmasa da her zaman da o kadarını beklemek bir tasarımcıya haksızlık olur. Siyah, beyaz, bordo ve antrasitten oluşan renk yelpazesinde kumaşların tümü kendiliğinden parlak dokulu idi. Kafes işçiliği koleksiyonun en öne çıkan detayı. Basen, omuz ya da göğüste pencereler, içten dışa dönerken kontrast renkle yer değiştiren kumaşlar, şarap renkte leopar desen. Gündüze uygun parçalar çok sofistike, gece grubu çok şık ve çok detaylı, ve özellikle dış giyim daha oversize ve daha sportif çizgilerde hemen her kalbi çarptıracak tarzdaydı. Sahte mi gerçek mi olduğunu tam bilmediğim kürkler maalesef yine bolca.


İzleyebildiğim ikinci defile de Gamze Saraçoğlu'nunki idi. Her zaman trendleri ve arzu edilir olanı çok iyi takip eden, hatta çoğu kez gelmeden koleksiyonlarına yerleştirebilen nadir Türk tasarımcılardan biri kendisi. Yine çok güzel parçalardan oluşan bir koleksiyon sunduğu gibi, bu defa çok çok dah aiyi koleksiyonlarında bile kimi zaman yaşadığı tek problemi, fitting meselesini tamamen aşmıştı. Uzun paltolar, laci-siyah kazayağı grup, normalde benim hiç tarzım olmamasına rağmen oversize üstlere bayıldım bayıldım! Beyaz, krem, bronz, lacivert ve bir anda patlayan fuşya ile genelde desensiz düz renklerden oluşan koleksiyonda kapitone detaylar ve kaz ayağı ile bronz kumaşın kendi dokusu tasarımlara hareket katmıştı. Kimi parçalarda Gamze çizgisinin dışına çıkmış ve oldukça da güzel bir iş yapmış. Her zaman olduğu gibi şehirli kadına hitap eden, bu defa biraz daha New Yorker tasarımlara sahip olan bir koleksiyondu. Kocaman alkış!


Hakan Akkaya, iyi koleksiyonlar yapmak için çabalıyor mu, evet bence resmen öyle. Ama bence bu çabaya en önce yurtdışındaki koleksiyonların takibini bırakmayı eklemeli, çok fazla esinlenme var çok fazla. Örneğin o uzun etekler muhteşem, bayıldım, kalçayı sarışı ve volanlarla etek ucuna süzülüşü, yüksek belleri, enfes kupları hepsini tek tek almak istiyorum (ki kahve ekoseliyi gözüme kestirdim); kruvaze ceket-pantolon takımlar da aynen. Ama Sergeenko, Dior, McQueen'lerin daha ödenebilir taklitleri olarak!



Jale Hürdoğan, vintage olana, eskiye dair olana düşkünlüğünü koleksiyonunda göstermiş. MBFWI'deki kış koleksiyonları içinde  nadir gördüğümüz yün kullanımına bolca yer vermiş. Kahve, lila ve grilerden oluşan koleksiyonda yün yanında yünlü, kalın kumaşlar kimi zaman şifon eteklere, kimi zaman şifon gömleklere eşlik etmiş. Bazı looklar tam kıvamındayken bazılarında artık neredeyse yama özensizliğine varan kolaj aşırılığı var sanki. Özellikle de renkler böyle koyu ve biribirini boğan tonlarda olunca bu çok göze batmış. Aynı şekilde elbiselerin kesimleri çok hoşken, etekler pot ve kaba.


Lady Faith, DvF tecrübesini kullanarak oldukça güzel iş yapmış, zira desen fukarası MBFWI'deki nadir canlı, parlak, farklı desenlere sahip koleksiyonlardan biri (Zeynep Tosun da olmayınca şöyle dehşet güzellikte desen ve işlemelere hasret kaldık). Bunun yanında tasarım namına bir şey yok, mini evaze elbiseler, bol üstler ya da volanlı elbiseler opak çorapla giyilmiş. Tek olay tasarımcının kendi özgün desenleri ki bu da bir "koleksiyon" yaratmaya yetmiyor.

Mehtap Elaidi artık öylesine oturmuş ve olgunlaşmış bir çizgiye sahip ki, nesini anlatsam bilemiyorum. Siyah, beyaz ve turuncu skalasında dönen koleksiyonda Elaidi'nin sıklıkla kullandığı şeritler, dökümlü üst, elbise ve uçuşan eteklere bu defa bir kaç geometrik desen de eşlik etmiş. Daracık kalıpların kadını olmayan Elaidi'nin sportif kesimli ama selektif kumaşlı üstleri, ucundan sarkan minik top püsküllerle farklılaşan trapez bluzları, kuşaklarla tutturulan pijamamsı pantolon-ceket takımları favorilerim oldu.

Nazlı Bozdağ açıkçası beni şaşırttı, saçma sapan crop top-mini şort ikilisi haricindeki bazı deri üstleri yumuşak, çabasız ve modern kesimleri ile çok güzel! Süet kalem etekler ile iç-dış tonsürton deri palto ve capeler birlikte çok güzel olmuş. Deride inanılmaz işçiliklere imza atılınca tabii yeri ayrı oluyor ama bir yandan da şehirde üstüne alıvereceğin kadar basit ama her yerinden tasarım olduğu anlaşılan bir Nazlı Bozdağ deri palto pek hoş olabilir.  

Nej, hep aynı hep aynı hep aynı giderken, bu defa yine aynı yalın, dökümlü, doğal ve fakat her zamankinden farklı olarak hakikaten bazı güzel parçalar da çıkarmış! Biraz Doo.Ri hissi alsam da, özellikle sarıların olduğu grup pek hoşuma gitti; asimetrik örgü üst, volanlı uçlara sahip triko hırka, beyaz aba benzeri palto pek güzel. Midi elbiseleri çok sıradan ve koleksiyonda yersiz buldum, her tür dikiş ve fit kusurunu gözler önüne sermekte üstüne olmayan kadife parçaları ise hiç iyi bulmadım. Styling yine fena.

Nihan Peker, kendisinden çok şeyler beklemem rağmen bu defa benim için tam bir hayal kırıklığı. Siyah ve nötral renklerden oluşan koleksiyonda genç, yeni, farklı hiç bir şey yoktu! Çok şaşkınım.


NIAN by Nihan Buruk için diyeceklerim Hakan Akkaya'nınkine benzer. Koleksiyon güzel, Derek Lam'da tadından yenmeyen keskin hatlara sahip ceketler, sporty couture ceketler,cep ve fermuar detaylar, Iris van Herpen ya da McQueen sağ olsunlu "monstrous" kat oyunları ve ayakkabılar hepsi gayet güzel. Hepsi de bazı koleksiyonlardan toplanmış, hoşça bir araya getirilmiş, yani tasarımcıda görsel algı ve göz var, biriktirmesin yaratsın diyorum.

Özlem Kaya! Geçen yılki koleksiyonu ile benzersizliğini kanıtlamıştı, bu yıl ana sponsor Mercedes-Benz de destek için onu seçti. Farklı bir şeyler ortaya koyabilen, özellikle farklı materyallerle oynayabilen nadir tasarımcılarımızdan. Ki bu defa da bir üst düzey devlet görevlisinin makam masasının hemen ardında duran o dev kapitone panoları almış birer kostüme çevirmiş! Muazzam. Evet bunlardan yapılan üstler-özellikle sıfır yaka sweatshirtümsü üst ve kabanlar- de şahane olmuş ama etek ve pantolonlara hiç inmemeliymiş. Metalik parçalarda da "brozn" seçimi mükemmel olmuş. Geçen koleksiyonu çok çok başkaydı ama en azında oturdum ve daha önce görmediği bir fikri  izledim demek enfes:)


Selma State koleksiyonunun standa hobi olarak çıktığını düşünüyorum açıkçası:o  Biraz Londra havası almış gelmiş bir koleksiyon. Beklentim daha yüksekti.


Simay Bülbül, deriyle en güzel ilişkiyi yaşayan tasarımcılarımızdan. Bir dönem fazlasıyla bohem, fazlasıyla özgür ruhlu tasarımlara imza atan Bülbül, son dönemlerde ise hep çok feminen, çok dişi ve daha dar kalıplar içinde.  Koleksiyonu sadece siyah ve beyazlardan oluşuyor. Deri-şifon birlikteliğinin çok zarif hallerini taşıyan beyaz grup, yaka ya da göğüsteki deri desenlerle yine kendini ve dolayısıyla bir kaç seson önceki Tisci'yi tekrarlamış. Siyah grupta ise kapitone detaylı ve fermuarlı parçalar pek güzel. Gold detaylar, gold fermuarlar, kürk yaka ve kol uçları, kapitone aplik ve paneller ile farklılaşan tasarımlar favorilerim. Siyah derinin dantel ve file birlikteliği ise romantik beyazların içinde femme fatale etkisi yaratmış, sanki iki zıt ruhlu  kadın posyuma çıkmış:)


Songül Cabacı için bir koleksiyon değerlendirmesi değil de bir pelerin-palto-kaban gibi dış grup değerlendirmesi yapmak sanıyorum daha doğru. Zira bunların hepsi pek şahane olmuş! Pelerinlerin asimetrik kesimi, geniş yakaların deri detaylarla işlenişi enfes. Gerisi onların altına bir şey giydirmek gerekti bunları giydirdim der gibi.


Özgür Masur, SOUL line'ı ile sanki hep kendisini tutuyor, zaptediyor gibi geliyordu bana, belki de biraz birikmesi, biriktirmesi gerekiyordu ve nadasta idi, zira ondaki couture zekası da ışıl ışıl ve eşsiz benim gözümde ve bu zeka Soul için biraz fazla gelebilirdi (ki couture koleksiyonu nasış muhteşemdi geçen yıl gördük). Ama bu defa Soul için de kendini bırakmış, muhteşem şeyler yapmış! Siyah ve beyazdan oluşan koleksiyonda yine o bakar bakmaz bu sadece Özgür Masur olabilir diyeceğimiz detaylar var: pencereler, ona özgü danteller, origamik formlarda üst gruplar, buram buram kadınsılık ve seksapel. Muhteşem! Pek çok ünlünün gözdesi Masur'un ön sırası artık ünlülerle değil işini anlayabilecek değerlerle dolsun istiyorum. 

Tuba Ergin'in gotik hissiyatlı koleksiyonunda kayda değer çok şey yok ama özellikle aba benzeri bir kumaştan gri bir iki parça var ki, tarumar edilmişe benzeyen etek ve yaka uçları ile değişik, özgün bir işçilik gösteriyor. Fotoğraflardan maalesef bunu tam çıkaramadım, ve yakından görülmesi şart diye düşünüyorum.


Tuvana Büyükçınar koleksiyonu her koleksiyonundaki sorunu taşıyor bence: tutarsızlık. Bari tutarsız olacak belli bir sırada devam etse, hayır. Öncelikle deri ceketleri ele alayım, çok şahane olmuşlar! Ve en rock hallerdeki deri ceketlerin en uçuşan elbiselerle stilize edilmesi de pek güzel. Ama çizgiler halinde, bir transparan bir kumaş devam eden elbise dizisinin hele bir tanesinin neredeyse tıpkısını Jean Paul Gaultier'de bayılarak izlemiştim.


Tanju Babacan'a gelirsek, hamileliğim boyunca yumurta aşeren biri olarak bu koleksiyon bana mesaj niteliğindeydi: yumurtanın fazlası zarar! Siyah-beyaz ve sarının hakim olduğu koleksiyonda ara ara kırmızılar, yeşiller ve sakslar var. Hiç şaşırmayacağınız üzere bu yumurta olayının daha bir "kahvaltı" versiyonunu Milan'da Agatha Ruiz de la Prada koleksiyonunda görmüştük.  Yine de en azından tüm diğer koleksiyonlardan farklı olma cesaretinden(!) koleksiyonun karikatürize halini gayet sevdim, ki Babacan'a karşı her zaman biraz önyargılıydım. Koleksiyonun karikatürize tarafını bir kenara bırakırsak, palto ve ceketlerin kesimleri, pantolonların dökümleri, bermudaların formları, cut-out kol, yaka ve boyun detayları, ilginç aksesuarları ve hatta kırılmış yumurta şeklindeki saç süsleri ile bence gayet başarılı, beklenmedik, şov tadı da olan, giyilebilir parçalar da sunan bir koleksiyon olmuş.


İşte benim Orhun yazıtları uzunluğundaki izlenimlerim:) Elbette her tasarımcının, terzisi, işçisi, kalıpçısı ile saatler, günler boyunca çalıştığını ve çok emek verdiğini biliyorum, hatta pek çoğu imkansızlık ve finansal destekler olmadan kendi yağında kavruluyor. Ama koşullar bunlar diye "olan"a razı gelmek durumunda da değiliz. Kimlerin hangi taşın altına elini sokup ezilmesi gerekiyorsa ezilsin, tasarımcılar artık sigortayla vergiyle uğraşan patron ya da işveren değil sanatçı olabilsin, biriktirsin, ilhamlar arasın, style.com'dan uzak dursun, bunun yanında herkes tasarımcı olamasın! Ama artık şu kadar sene sonunda bizden çok daha geride bu işlere başlayan Brezilya, Meksika ya da Avusturalya'dan eksiğimiz kalmasın: kumaş, dikiş, form olarak söylemiyorum, bunu öncelikle yeni "fikir"ler bulmak, giyilebilir olurken özgün bir şeyler bulmak anlamında söylüyorum. Hakikaten de eğer bir Türk blogger olmasam, bir kaç tanesi dışında, şunca koleksiyona bakmak için içimde bir "heyecan" bulamayacağım.




Devamını oku ...