GEZİ | Spotted: Upper East Side-XOXO


New York turuna kaldığımız yerden devam edelim mi:) Central Park'tan oksijenlenip çıkmıştık, sırada bir nevi "hepimizin mahallesi" Upper East Side var:)) Peki Upper East Side'da entrika, aşk ve skandaldan başka ne var dersiniz? Muhteşem müzeler! Kapısında pek şık üniformaları içinde "doorman"leri olan birbirinden güzel kapılı, birbirinden güzel evler. New York'un sanırım en temiz, en bal dök yala sokakları! Kısacası müzeleri girip gezmeyecekseniz, ya da Gossip Girl hayatlara davetli değilseniz görecek başka bir şey yok:)

O sebeple bu postun konusu Upper East Side'da sizi bekleyen ve dünyanın en eşsiz, en paha biçilmez eserlerine ev sahipliği yapan müzeler olacak. Her zaman olduğu gibi güzel sanatlarla ilgili bir müzeye girmeden önce Günde1Resim.com 'dan orada hangi eseri mutlaka görmem gerektiğini ve hikayesini okudum, şiddetle tavsiye ederim:) İlk durağım, çook uzun zamandır yakından görmeyi beklediğim Woman With Yellow hair tablosu için Guggenheim oldu!

 
 

İlginç mimarisi ve spiral şeklinde inerek/çıkarak dolaşabildiğiniz galerileri ile Guggenheim kesinlikle görülmesi gereken müzelerden biriymiş. Ama iki kötü yanı var. birincisi New York'taki tüm diğer müzelerin aksine maalesef burada fotoğraf çekmeye izin yok, ikincisi müze mağazası bence biraz küçük.


Ve işte benim için muhteşem  bir an...
Picasso-Woman With Yellow Hair; yasak-kırık-dökük bir aşk hikayesi
İlk olarak koşa koşa bu tabloya gittiğim için, tam da bu fotoğrafı çekerken güvenlik gelip foto çekmenin yasak olduğunu söyledi:/ Önce bozuldum, sonra boşverdim ve tablomu uzuuun uzun seyrettim:) 


Guggenheim aslında Upper East Side'ın epey kuzeyinde, ben oraya taksiyle gidip aşağıya doğru yürürüm ve sırasıyla Met Müzesi ve Frick Collection'ı gezerim diye düşünmüştüm, ama elbette tam tersi de mümkün:) Guggenheim anlatılmaz yaşanır diyor ve meşhur 5. Cadde boyunca aşağıya doğru yürüyerek Met'e yollanıyorum:) [Fifth Avenue haliyle devasa bir cadde, bu kısmı evlerden, müzelerden ve Bloomingdale's'den mütevellit, gerisi nasıl sonraki postlarda;) ]


Cadde boyunca yürürken New York'ta sık sık karşınıza çıkacak "New Yorker" kapak illüstrasyonları dışında pek çok özgün sanatçıdan printler, tablolar, heykelcikler de bulabileceksiniz.


Met Müzesi'ne geldiğimize göre basamaklarda bir poz vermek şart oldu :)

Neye üzüldüm?
1) Andy Warhol galerisi kapalıydı:((
2) Ben müzeye girerken günlük güneşlik olan hava, ben içerdeyken sağlam yağmura dönmüştü vee Met'in o meşhuur Roof Garden Cafe'sini şak diye kapatmışlardı, oysa o terasta bir şeyler içmek listemin üst sıralarındaydı:)
3) Costume Institute'un Elsa ve Miucca sergisi bitmişti.

 

Doğrusu Londra'daki National Gallery ve British Museum'dan sonra ben Met'de o kadar kendimden geçmedim, ya da belki aşırı doz oldu artık bilemiyorum:) Elbette birbirinden güzel eserler, hem güzel sanatlar hem arkeoloji dünyanın dört bir yanından toplanmış, ışıl ışıl sergilenmekteydi. Yalnız Met Müzesi'nin butiği pek şahaneydi, müzede geçirdiğim kadar bir vakit de orada geçirdim diyebilirim! Bu müzeyi gezmek için saatler yetersiz, 1 koc agünün ayrılması gerek.


Met'de fotoğraf çekmeye izin var, var da hangi birini çekeyim oluyor insan, o yüzden ben de bir yerden sonra bıraktım.


Müze çılgını olduğum bugünde son durağım Frick Collection oldu. Doğrusu burada eserlere mi baksanız, eve mi hayran kalsanız, bahçede mi kaybolsanız bilemiyorum. Böyle bir şaaşaa nadir bulunur! Aslında bu bina Henry Clay Frick'in 1900lerde kendine yaptırdığı "evcik", kendisi meşhur mu meşhur bir suç patronu imiş. Suça eğildiği kadar sanata da eğilmiş, ne birikim nasıl bir koleksiyon! Buranın özelliği, müzeye dönüştürülmüş olsa da müze gibi görünmemesi, yani sanki içinde bir yerlerde hala bu insanlar yaşıyor ve bu bir ev, onu hissediyorsunuz.


Ne telefonda ne fotoğraf makinesinde sarj kalmayan bugünü elimde yine bir sosisli sürünerek otele dönmüş şekilde tamamladım. Gece için enerji toplamak şart! Brooklyn köprüsünü geçiciiz:)
Devamını oku ...

KOLEKSİYON | Modanın Mutfağına Girdik



Video: Televidyon
Bugünkü post, daha doğrusu video, modanın mutfağını merak edenlere, sevenlere geliyor:) IFW bitti, evet bir defileyi izlememiz maksimum 15 dakika sürdü, ama arka planda bir koleksiyonun hazırlanışı nasıl gerçekleşiyor, neler oluyor görmek üzere Tuba Benian'a konuk olduk. İşte kafadaki bir düşünce balonundan podyuma çıkan tasarımların hikayesi... İyi seyirler:)
Devamını oku ...

GEZİ | Mavi Boncuk Kimdeyse


"Mavi", İngilizce'de neden hüzünle bir anılmış acaba? Oysa benim için, ve hatta bence bizim için mavi hep huzur, hep mutluluk, hep gülümseme getirir. Mavi bir kapı bazen bir evi güzel yapmaya yeter, fotoğrafını çekmekten kendini alamazsın.


 Mavi denize koşmaktır, denize karşı oturmaktır, oturup uzaklara baktığında uzaklara gittiğini sanmaktır.

 Mavi nazarlardan saklar, kem gözlere şiş elemterefiştir:)

 Denize balıklama dalmadan hemen önce sudaki yansımana bakmaktır.

Mavi yazdır! Bir dolu arkadaşla, en detone halinde şarkılar söylediğin bir çilingir sofrasıdır. Rakı beyazına en çok yakışandır;)

 Senin  "mavi"n ne?
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Bodrum'da Sabah

 

Bazı yerler "kaçmak" için değil tam tersine "iyice içine girmek" içindir ya, Bodrum benim için öyle bir yer. Ama dün sabah ayazında ve öğlen bir anda pırıl pırıl pırıldayan güneşin altında öyle değildi. Boş, sessiz, ve pek güzeldi. Elbette istediğin heryerde rutinlerinden kaçacak, kendinle kalacak, kafanın içindeki müzikten başka müzik, okuduğun satırdan başka hayat yokmuş gibi davranacak bir yer bulabilir insan, ama bazı yerlerde bunun için çok zorlaman gerekir. Bu defa hiç zorlamadan oldu:)

Saat sabah 08:00 suları, hava soğuk ama güneş açacak biliyorum:)

 Mont//Vest KOTON; Sweatshirt JUICY COUTURE ; Tayt//Leggimgs TOPSHOP ; Sneakers PUMA ; Gözlükler// Sunnies VALENTINO

Terkedilmişlik bazı yerlere çok yakışıyor:)

 Bibi bu seyahatte beni yalnız bırakmadı, ama mayosunu almadığına çok pişman:))

 
 

 İçi su dolu kap bile görse içine cumburlop dalmadan duramayan Kova burçları elime mum diksin!

A short escape from the city jumping into the Aegean Sea:) Since summer is over, Bodrum, a small coastal town, is quiet and peaceful; and Bayram Holiday was a great chance to have some rest over here. This is from the very first morning, chilling but sure the sun will shine and I will embrace the waves yay!
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Yeni Renk Yine Renk


IFW'nin son günü Gamze Saraçoğlu ve Elif Cığızoğlu defileleri için Antrepo'daydım. Sihirli bir silüet yaratan MyBestFriends eteğimi biliyorsunuz çook çok seviyorum ve o yüzden yeni sezon için de bu şahane rengi edindim. Evet kendimi resmen bu eteğin koleksiyoneri ilan ediyorum!


Gömlek//Shirt: WAREHOUSE ; Etek//Skirt MYBESTFRIENDS ; Kemer//Belt: FOREVER NEW ; Çanta//Purse CHANEL ; Ayakkabılar// Wedges ALICE+OLIVIA; Küpeler //Earrings from NEW YORK


On the last day of IFW, I again chose to add some colour:) This long skirt is one of may faves and I own three different colors of it, that it lengthens the legs and smoothes the hips creating a great silhouette.

Devamını oku ...

OTOBOOM | A Classic!

Fotoğraf: Serhat Özdek
Hani bazen diyoruz ya "eski kadınlar bir başka güzelmiş". İşte ben de Digital Car Magazine'deki 2. ayımda sayfalarımı o eski güzellerden birine ayırmaya karar verdim:) Styleboom okurlarının daha önceki bir editöryal çekimimizden hatırlayacağı bu şahane araba 79 model bir Mercedes "Pagoda". Klasik otomobillere düşkünseniz, bu kıymetli hanımın birbirinden güzel fotoğraflarını, özelliklerini vee hikayesini elbette hemen buraya tıklayarak  DCM Ekim sayısında 36. sayfadan itibaren görebilirsiniz:)
Devamını oku ...

GEZİ | New York'ta İlk Durak Central Park


New York turuna şöyle bol yeşillikli başlayalım dedim;) İnsan ota, börtüye, böceğe, oksijene düşkün olunca, otomatikman parklara da düşkün oluyor. Dünyanın enn büyük şehrinde, arazi bu kadar değerli, insan bu kadar çok, yer bu kadar azken yine de devasa bir bölgeyi sadece çayıra çimene ayırmak ve ona asla ve asla dokunmamak, işte benim için medeniyet bu! Oysa eminim orada da "yaparım dedim yaptım, alamazsın dediler aldım" tadında müteahhitler eminim vardır:p Central Park 1876'dan beri yemyeşil durmakta!

Evet ilk durağımız hepimizin pek aşına olduğu Upper East Side'ın incisi Central Park!


Manhattan adası esasen dümdüz, engebesiz bir dikdörtgen. Sanırım engebeye, hafif tırmanışa filan rastladığım tek yer Central Park oldu, yetmedi parkın içinde kaybolacağım tuttu, çünkü inanın tarifsizce büyük:) Benim yaptığım hataya düşmemeniz için size tavsiyem "aa şurda bi kapı varmış giriim geziim parkı" gamsızlığına düşmeyin, elinizde haritanız olsun ve parkın hangi kapısına gireceğinize o kapının açıldığı sokak numarasına bakarak karar verin; çünküüü parkın içinde gezilecek-görülecek yerleri de hangi sokağın girişine yakınsa o sokağın numarasını referans vererek anlatmış pek çok gezi kitapçığı.


Bakalım ben guruldayan karnıcığımı doyurmak üzere parkın içindeki Boathouse'u ararken nelere rastlamışım:)


Central Park'da irili ufaklı bir dolu gölcük var, bunların dibindeki kayalıklarda oturmak, gitar çalanları dinlemek, yeni flört edenleri kesmek, ördeklerle takılmak mümkün:)) Bir yabancıya fotoğraf ricasında bulunmak: ı-ıh bana göre değilmiş.


Sanki bir metropolde değil de gerçekten kırda olduğunuzu düşündüğünüz bir anda yine de başınızı kaldırdığınızda ufukta devasa gökdelenlerin size yukarıdan baktığını görebiliyorsunuz. Evet New York'tasınız! Gökdelenlerin altında uçsuz bucaksız çimlerde piknik sepetinizi ve pötükare örtünüzü alıp kahvalt yapın derim, yağmur benim bu planımı bozdu:)


Central park'taki ahşap bankların her biri bir anlam kazanmış:) Bu A ve a kim bilemiyorum ama benim favorim bankı arkadaşlığa adayan Dylan oldu:))


Parkın görülesi yerlerinden biri Belveder Kalesi.Burası parkın en yüksek noktası veee bir de gözlemevi içeriyor. Boathouse'u bulmak için (74. sokak hizasından parka girmem gerekiyormuş:) ben 79. sokak hizasındaki buraya geliverdim:))


Fotoğrafımı çekecek kimse olmadığı için ya da bir yabancıya "ayy bi fotomu çeker misiniz" demediğim için en çok üzüldüğüm yer! John Lennon anısına yaptırılan "Imagine" mozaiği:) Benim mottom! Bu mozaik, Central Park'ta Strawberry Fields denen bölgede. O yuvarlağın göbeğinde bir foto için yine gideceğim:)


Veee sonunda hedefime ulaşıyorum:)) Parkın içinde suydu, dondurmaydı ve elbette NY'un resmi yiyeceği sosisliydi bulmak çok kolay ama burası adamakıllı yemek yiyip, daha da güzeli göl kıyısında şahane bir manzaraya karşı chill out yapabileceğiniz tek yer.

Aslında Boathouse'da restoran olan Loeb Boathouse baya bir pahalı, ama mesela orada ne güzel evlenme teklif edilir dedim ben. Paracıkları bu menüye gömmek yerine yine Boathouse'un içinde bulunan alakart büfeden leziz bir yemek ya da hemen dışındaki grillcilerden hamburger, sosisli vs. yiyebilirsiniz.


Yemeği ne tarafında yemiş olursanız oluun, hemen burada pek afilli bir de gondolun kıyısında bir şarap ya da kokteyl keyfi yapmayı unutmayın.


Biraz sıra oluyor çünkü herkes gezmekten yorgun düşmüş ve sonra burada şarapla mayışmış halde kalakalıyor:) Ve evet NY'da yukarıdaki kısalıkta bir şortla ulu orta gezebiliyor ve tacize uğramıyorsunuz!!!! 
:o :o :o


Üstüme şarap dökünce soda getirdiler, işe yaradı!


Central Park'a kadar gelip de göremediğim tek yer sanırım şu eski, klasik atlıkarıca- The Carousel- oldu. Onu da ben bir sonraki sefer için not alıyorum. Siz yolunuz düşerse mutlaka gidin çünkü o tür atlıkarıncalardan sadece 100 adet kalmış!

Parkın doğu yakasında meşhuur Met müzesi, biraz yukarısında Guggenheim vee batı yakasında da Natural History Museum var. Bir sonraki postta buralara gidiciiz:) Siz de bu şekilde bir rotayla bir günü zor da yetse bunlara ayırabilirsiniz:)
Devamını oku ...