KEYİF | Bir Degustasyon Romantizmi


Hep Ankara'da yaşayacağımı, hayatımı orada sürdürüp gideceğimi düşünürken, hatta standart dışında en ufak bir plan bile yapmamışken (sanki hayat senin çerçevene sıkışacak kadar darmış gibi:))  aşık olup, sürpriz bir evlenme teklifine evet deyip, bir de İstanbul'a yerleşince,  bu şehirde ilk zamanlardaki arkadaşsızlığımı, dahası "benim arkadaşlarım Ankara'da" diye başkalarını istemezliğimi bir "turist"e dönüşerek avutmuştum.

O yüzden belki ben pek çok İstanbulludan daha başka gezdim İstanbul'u, üstü açık city sightseeing otobüslerine de bindim, Murat Belge ile yalılar turuna da katıldım, bütün müzeleri de dolaştım, listeler yapıp en iyi 100 lezzetin  peşine de düştüm:) Keşke o zamanlarda bir blogum olsaymış!

İşte o "Turist Ömer" halim bana burada her haftasonu bir cafede takılmaktan, sinemaya gitmekten, akşamları bir yerlerde buluşmaktan, hep aynı şeyleri yapmaktan dahası olduğunu göstermişti bana. Bir kısmını siz de biliyorsunuz, cam atölyesi, off road heyecanı, bir sürü sergi gibi. Bu "deneyimleme" halimden sebep, geçen hafta,  eşim ve bir arkadaşım Four Seasons Bosphorus'daki Aqua restoranda Nisan ayı boyunca süren Kayra şarapları eşliğinde degustasyon menüyü tatmam için  bana özel ve güzel bir akşam hazırlamışlar. Bence arada bir de olsa,  bunca saray ve konağın çevrelediği bir şehirde, bir prenses gibi hissetmek, ağırlanmak çok güzel! Şaraptan çok anladığımı iddia edemem ama bu özel menüyü denemekten çok ama çok keyif aldığımı itiaf etmem gerek:) 


Işıltılı beyazı ile çok yumuşak bir şarapla başladığımız gecenin başında İtalyan şefimiz bizzat gelip bizi ne lezzetlerin beklediğini özetledi önce, deniz ürünleri ağırlıklı menüde ben lezzetler kadar sunumu da merak ediyordum çünkü özellikle Aqua gibi özel mekanlarda  tabaktaki sanat da en az tabağın içindeki kadar önemli bilirsiniz. Açıkçası bir tabağı o kadar süsledikten sonra kimseye yedireceğimi sanmıyorum, o yüzden kendilerini takdir ediyorum:)


O akşamdan favorilerim elbette bulduğum anda ilan-ı aşk etmekten çekinmediğim Lagos ile eşleşen pespembe Terra White ve benim için fazla kırmızı, fazla tortulu, gerçek bir şarapsever için fazla muhteşem Imperial ile eşleşen kuzu kafesi idi ♥ Ama elbette 6 farklı eşleşmeden minik tadımlar alırken kendimi hep ama hep tatlıya sakladım:) Zaten benim için yemek tatlıdan önce geçen zaman:p


Yukarıda favorim:) O kadar sevdim ki güllerimle arkadaşlık etmesine izin verdim:))


Ve beklediğime değdiii:) Bu minik kürecik, dondurması, içindeki enfes kreması vee işin ilginci domatesten yapılan sosu ile gerçekten çok "tatlı"ydı:)

 
Elbette ben ay şunu twitleyeyim, aman bunu instagramlayayim derken sıkılan kocim fotoğraf makinesi ile "sanatsal" çalışmalar yapmaktan geri durmamış:p


Bu ay Aqua Restoran'da ayın şaraphanesi Büyülübağ imiş, 2 farklı gün "Büyülübağ ile Şaraba İlk Adımlar"  ve "Anadolu ve Dünya Peynirleri ile Büyülübağ Şarapları" konulu tadım atölyeleri olacakmış! Tarihleri ve detayları Aqua restoranı arayarak ya da Four Seasons Bosphorus facebook sayfasına bakarak öğrenebilirsiniz.


Bir gün gelecek Four Seasons Bosphorus ve Paris'in floristleri ile röportaj yapiciim dostlar! Üçümüz de kesme çiçek seviyoruz nihayetinde:)

 A very close friend of mine and my dear hubby organized a perfect dinner for me last week. The dinner was a special degustation menu including selective wines of Four Seasons Hotel at Bosphorus. A lovely evening where I felt like a princess, tasted delicious food and blushed up with great wine. Ah and a bunch of lovely roses.

Devamını oku ...

1 MAYIS

Şahsi fikrim millet olarak "artık" kutlamaya değecek çok fazla bir şeyimiz  kalmadığı, olanların da gün be gün yittiği şeklinde olsa da bugün 1 Mayıs! Alın teri döken, emek verenlerin, işçilerin, emekçilerin bayramı. Her ne işte olursa olsun çalışanların emeklerinin değerini bulduğu, karşılığını aldığı, güvenli ve sağlıklı ortamlarda çalışıldığı, iş yaşamında cinsiyet eşitsizliğinin ve tüm ayrımların ortadan kalktığı ve 1977de "öylesine" katledilenlerin katillerinin cezalandırıldığı nice 1 Mayıs'lara.
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Vintage Olamıyorsa Vintage Görünsün

Fotoğraflar: Özberk Baz

Kadın olmak ne kadar saçmasapanca güzel değil mi:) Mesela evdeki etli patlıcan daha lezizken ve pişirmek için onca uğraşmışken başbaşa çıkılan bir yemeği haber veren telefon daha leziz; saksıdaki çiçekleri sulama işi sana kaldı diye her gün pofurdarken seni karşılayan bir demet kesme çiçek daha çiçektir:)

Bu postta giydiklerim eşim ve bir arkadaşımın  Four Seasons Oteli'nde bana sürpriz yapıp götürdükleri  degüstasyon akşamına giderken seçtiklerim. Fildişi beni biraz solgun gösterse de vazgeçemediğim renklerden biri ve Yargıcı'dan bu fildişi triko kazak dantel yaka eklentisi ile beni kalbimden vurdu!

Kazak: YARGICI // Çanta: MUDO // Bileklik: TAKİKA DIAMOND yeni sezon
Elbise: TWIST // Ayakkabı: ALDO // Kemer: MANGO eski sezon


Bu kazağı en çok o sandıktan çıkmış havası yüzünden sevdim, sizce de öyle değil mii ♥ 


Mudo çantalarla aram oldum olası çok iyi olmuştur, sebebi de daha moda olmadan bile önce her zaman koleksiyonlarında kutu çantalara yer vermeleri idi. Bu sene eski cüzdan görünümlü, hele bu bir de nakışlı, işli ya da aplikli ise illa ki alınmalı. Gardrobumun yeni ufaklıklarınan biri de bu cici.


Eskiden, yeniden, etraftaki her şeyden ilham almayı unutmayın:)

May be I am not a vintage person, I don't like the smell, I don't like their fits yet I like how it looks. So if not a vintage let it be seem like one:) This sweater form Yargıcı is perfectly suited to this trick so I immediately add it to my wardrobe:) And add a nice granny clutch, ta taa! Don2t forget to look around and get inspired dears!
Devamını oku ...

MAKE ME BEAUTIFUL | Parfüm Seçme Kılavuzu


Parfüm seçmenin kılavuzu mu olur?! Hayır olmaz:) Ya da "kılavuzu karga olanın"dan fazlası başınıza gelmez sevgili Styleboomerlar:p  Çünkü parfüm her tende, her kadında başka durur, başka kokar. Kısacası sizin için doğru parfümü bulabilecek tek kişi yine sizsiniz:) Konu parfümse elbette Suskind'in "Koku" kitabını alıp defalarca okumanızı da buraya sıkıştırıvereyim:) 

Parfüm neymiş, nasılmış, niye bazısı bana mis gibi kokarken siz burun kıvırıyormuşsunuz bi anlayalım; parfüm alışverişi yaparken dikkat edilecek noktalara hazır "Yaşasın Cuma" modundayken bi güzel eğilelim derseniz sizi benim yıllardır kullandığım ve artık bütünleştiğim biricik COCO MADEMOISELLE'imin başrolde olduğu fotoğraflar eşliğinde bu posta davet ediyorum!

Parfüm seçmek kolay değil, çeşit çok, koku almak ve o kokuya inanmak zor. Herkesin kendine özgü bir ten yapısı var ve seçtiğiniz parfüm bu ten yapısıyla uyum göstermeli. Bu kadar mı? Hayır bence parfüm aynı zamanda ruhunla, kişiliğinle de uyum göstermeli. Kısaca seçmek daha da zor:) 

Önce parfüm denince akla gelen 3 ana grubu bir ele alalım, ne istediğimize buradan başlayalım:
  • Eau de Parfume – % 10-%20 oranında konsantre parfüm içerir, kalıcılığı fazla, kokusu güçlüdür.
  • Eau de Toilette - %5-%15%  oranında konsantre parfüm içerir , yoğunluğu ve kalıcılığı nispeten daha az, o sebeple de daha ekonomiktir.
  • Perfume – %15-%40 oranında konsantre parfüm içerir . En güçlü ve en pahalı ve en kalıcı olandır, öyle ki 1 minik damlası tüm gün yeterli olur. Bunları bulmak da karşılamak da kolay değil:)

Ve parfümler 3 koku yayma aşamasına sahipmiş: 
  • Üst (Tepe) Nota: Bu parfümü sıkar sıkmaz duyduğumuz o ilk andaki kokuymuş. Kısacası ilk izlenimimizmiş, ama dikkat bir o kadar da çabuk solan kısmı imiş.
  • Orta (Kalp) Nota: Parfümü sıktıktan 1 saat ya da daha uzun süreden sonra aldığımız koku imiş. Parfümüm olgun ve yıllanmış kısmını temsilen.
  • Alt (Baz) Nota: Yaklaşık 30 dakika sonra bu dip notanın kokusunu alırmışız. Orta nota ile karışarak parfümün ana temasını oluşturumuş. Koku olarak çok zengin olan bu nota imiş. 

Gelelim parfüm alırken dikkat edileceklereee:) Dı dı dı dımm
  • Parfüm denemek için en uygun zaman akşamüzeri yani koku alma duyusunun zirvede olduğu saatler! Ayrıca kış mevsiminde de yaz mevsimine göre daha güçlü koku alıyormuşuz (gerçi kışın soğuktan burnumuz düşüyor bu nasıl oluyor:o) 
  • Parfümü sıktıktan sonra en az bir saat tenimizde olgunlaşması için beklememiz gerekiyormuş, yani öyle kahve kokladım oh aman şunu da dirseğime sık, bi kahve daha kokladum bunu da kulağıma, onu da dizime yok! Kokuların asla karışmaması gerekiyormuş ve denedikten 1 saat sonra o parfümle ilgili karar vermemiz en doğrusuymuş. Bu süreçte parfümdeki alkol  uçarken, parfümün özü tenimizdeki kimyasallarla etkileşime girerek gerçek kokusunu veriyormuş. Ondan sebep aynı parfüm hepimizde farklı kokmakta! 
  • Parfüm denemeye gitmeden önce yediğimize içtiğimize de dikkat etmeliymişiz, ya kadın olmak ne zor, yemene içmene karışılmadan bi parfüm bile alamıyosun oeh! Neyse öyle baharatlı, bol acılı ve yağlı yiyecekler ten kokumuzu kısa sürede olsa değiştirdiğinden parfümün kokusuna yansıyarak bizi yanıltabilirmiş. Sıra gecesinden çıkıp parfüm denemeye gitmiyoruz tamam:)
  • Yazın daha fresh kışın ise daha tatlı kokular öneriliyormuş. 

Tıpkı ben ve benim COCO MADEMOISELLE'imle ilişkim gibi, bir çok kadın için parfümü imzası gibidir ve bir parfüme bağlanıp asla değiştirmez:) Hatta sen artık o sayede "sen" kokarsın. Yine de işi bilenler özellikle gündüz ve gece parfümünün farklı olmasını öneriyorlar, ben yemiyorum hıh! 

Yine de hep aynı parfümü kullanan, seven o sadık kadınlardansanız ama bir değişiklik için de kıpırdanıyorsanız  Scentmap isimli site şu anki parfümünüzü yazdığınızda sizin sevebileceğiniz önerileri 3 basamakta çıkarıyor. İlgilenenler buraya TIK TIK :)

[Kaynak: Scentmap, The New Perfume Handbook-Nigel Groom, Wikipedia]

As summer approaches I got a lot of questions about how to choose the corrext perfume. Well there is no exact rule but some tips. I am a very committed woman that I never ever use one other than Coco Mademoiselle, but you can use the link written in caps above to find some perfume suggestions just for you:)
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Üç Silahşörler Kırmızı Beyaz Siyah

Fotoğraf: Özberk Baz

Geçen hafta pek keyifli, pek hareketli bir hafta idi. Hatta fırtınalı! İşte bu poz o günden:) Özberk ve ben gün içinde yine bir çekim peşinde yakalandık fırtınaya ama neyse ki arabanın içinde sallanmakla yetindik:p Akşam Sabancı Müzesi'nde HTC'nin yeni telefonunun lansman daveti vardı. Yorgun günlerimde kırmızıya sığınıyorum çünkü bana hem enerji veriyor hem neşe. Renklerin gücüne inanmayanımız yoktur değil mi?! Bu kıyafetteki her bir parçaya bayıldığımı söylememe gerek yok sanırım  ♥

Bluz : FOREVER NEW // Etek: ASLI FİLİNTA // Çanta: MUDO hepsi yeni sezon
 Ayakkabılar: LOUBOUTIN // Bileklik: NAYAD BAL eski sezon


Louis Vuitton yaz koleksiyonu ile güpür ve fistoyu yeninden başımızın tacı yaptığından bu yana böyle çok zarif, çok beyaz, dahası çok el emeği göz nuru görünümlü bir parçanın peşindeydim. Bu bluz işte tam da o oldu:) Fotolar çekilirken yapraklarla faza haşır neşir oldum diye hemen kırmızı kırmızı kabardım: çilek Boom:)


ASLI FİLİNTA, Türkiye'nin en başarılı ve olağandışı moda tasarımcılarından biri. Sanırım ben onun en olağandışı olmayan parçası içindeyim ama bu etek kumaşı ve kesimiyle ister gece ister gündüz kurtarıcı bir parça!


Sanırım tüm ömrümce kullanabileceğim bir clutch buldum! Bıldırcın gibi minik ama leziz:) Tonton ve kanvas olduğu için içine sığmak daha kolay, o fiyonk bu sezon zaten çok moda ama fiyongun sevilmediği zaman mı var:) Siyah ve beyazı ise pek çok şeye rahat rahat uydurmak kolay!


Boomstyle'ı özleyenler umarım bu postu beğenmiştir:) Artık daha çok Boomstyle diye söz verip sonra mahcup olmayayım diye, hayırlısı diyip bitiriyorum:p

When I ever feel tired or my mood is low I get help from red:)  It gives energy and joy to me, yet lighten up my face:)So thi look was from an event held last week and hope you liked it:)
Devamını oku ...

GEZİ | Bu Defa Notting Hill'de Romantik, Portobello'da Antikayız:)

After all... I'm just a girl, standing in front of a boy, 
asking him to love her

Ne Londra'ymış yaz yaz bitmiyor:) Ama bu sanırım daha çok benim her köşeyi ayrı bir konu olarak ele almamdan kaynaklanıyor! Bu defa antika severlere, sağlam bir kahvaltı için canını vereceklere, pazarda dolaşıp her şeyi elleye koklaya almaya bayılanlara veee elbette Notting Hill filmini yüzünde şapşal bir gülümsemeyle izleyen romantiklere gelsin: Notting Hill ve Portobello Road'daki meşhur Portobello pazarı ♥


Notting Hill'in rengarenk evleri ve kapıları meşhur biliyorsunuz, hatta o kapılardan bazılarının ardından aşk çıkıyor lal laa! Hakikaten böyle güzel renkler, böyle simetrik binalar iç açıyor. Portobello'da hem kahvaltı hem Pazar turuna başlamadan sokaklardan geze geze geçtik:)

Avrupalıların birbirine mektup yollaması ne kolay. Adresler basit!

Pazarın kurulduğu meşhur yolun tabelasını elbette fotoğrafladım! Erkencikten oradaydık ama kalabalık başlamıştı bile. 

Electric Brasserie
191 Portobello Road W11 2ED

Madem bir sürü gezeceğiz, önce kahvaltıda karnımızı bir güzel doyuralım dedik vee mideciklerimizi yine kardeşime emanet ettik. O da bizi günler öncesinden rezervasyon yaptırılmazsa kapı önünde kalakalınan, kahvaltısına sıra olunan Electric'e götürdü:) Siz de uğramadan dönmeyin derim, zira damak tadına çok güvendiğim bi dolu arkadaşım Twitterda bu check-inime ayılıp bayıldılar, demek ki isabetli bir seçim yapmışız.
Boşanayım de semerimi yiyeyim:o

Ben Croque Madame aldım ama buranın esas spesiyalleri Eggs Royale ve Eggs Benedict, onlardan da bir güzel otlandım:) 


Karnımızı da doyurduğumuza göre hazırsak tura başlayalım! Burada Boom'un 1 poundun yaklaşık 3 liraya tekabül ettiğini unutmasına dakikalar kalmış, 1 pound=1 lira kafasına girmesine ise an meselesi bir noktadayız:) Tehlike çanları çalıyoor! İhhi

George Orwell'in evi

Yukarıda ilk dürtüldüğüm, "Boom işte bunu kaçırma" dendiğim an, George Orwell'in evi! Herhalde her bir romanını okuduğum ve 1984'ü de başucumdan ayırmadığımdan olacak çok heyecanlandım. İşin ilginci aynı büyük heyecanı kocimin de Benny Hill'in evinin önünde yaşaması hahah:) İşte biz böyleyiz:p

Ve tabii hemen kahvemi ustanın şerefine kaldırıp fotoğraflandım :))

Lila çiçekliye çiçek ekmeli:)

Portobello pazarı "yok yok" denen cinsten, her zevke, her keyfe, herkese göre bir şey var. Özellikle vintage severlerin, eskici didiklemeye bayılanların kendini kaybedeceği bir dünya! Ben en çok mutfak gereçleri, cam şişeler, kitaplar ve illüstrasyonlara düşkün olduğumdan çıldırdım! Dedikodulara göre saraydan bile bir şekilde kendini burada buluvermiş enfes çatal bıçak takımlar, porselenler var.

İşte yok yok:) İşte kapı tokmakları, ilk baskı kitaplar, malikanelerden gümüşler:)


Tabii ki benim gözler yukarıdaki sayfaları hemen tespit edip, bir tanesini itinayla Londra ganimetleri arasına soktu:) 


Bavullar, kutu çantalar ve satchellerde ise feci aklım kalsa da hem yükte hem pahada inanılmaz ağır olduklarını belirtmekte fayda var:)

Mabet!

Size Portobello'da girip de saatlerce çıkamadığım ve hem kendime hem benim kokoş arkadaşlarıma biir dolu hediye aldığım bir yeri tanıştırayım: Cath Kidston! Tanrım, burası muhteşemdi. Elbette Portobello'da sadece antikalar yok, pazarın kurulduğu yol boyu karşılıklı böyle butikler de var. İçeride fotoğraf çekmek yasaktı ama burası english home, country home seven, çiçek desenleri meşhur, içi piknik sepetleri, dikiş setleri, enfes  ev tekstili ve objeleri ile dolu bir yer:) Gidin görün kaybolun! Ayrıca spor ayakkabı fanatikleri için de anormal bir mağaza vardı ki beni bile kendimden geçirdi.

Duvardaki amca biraz alakasız olmuş:)

Ben porselenlerin, gümüşlerin ve vintage çantaların peşinde koşarken....
... kocim de birbirinden güzel antika golf takımları, plaklar, ofisi için illustrayonlar ve sokak müzisyenlerinin peşine düştü.
İşte bu meşhur yolda bir başka meşhurla sizi tanıştırmaya geldi sıra: The Hummingbird Bakery ♥ Şu an diyette olanların diyetini, ofiste olanların mesaisini, akşam yemeğinden sonra tarçınlı yeşil çaya talim edenlerin vicdanını tarumar ettiğim için özür dilerim ama şu pastanın devasa dilimine bakın yehuu!

The Hummingbird Bakery
133 Portobello Road, Notting Hill W11 2DY

Bu pastacının "Red Velvet" diye dillere destan bir pastası var, biz de akşamki doğumgünü partisi için kendisinden ısmarladık, uslu durup tatmak için de akşamı bekledik! Hakikaten efsaneydi:) Üstelik buradan siz siz olun, enfes tariflerini topladıkları kitaplardan da bir tane edinmeden çıkmayın:)
İlla kokoş kokoş yiyip içeceksiniz diye bir şey de yok, pazarda dev tavalarda pişen paellanın kokusu, ayakta hop diye atabileceğiniz meşhuuur Portobello krepleri, "halal" kebap:), pasta börek hepsi var:)

All Saints butik-bu makinanın aynısı anneannemde var:)

Pazarda vintage kıyafetler, yol boyu cici butikler derken yolun sonunda bizi All Saints mağazası sonsuza uzanan dikiş makinaları ile karşılıyor. Hemen yanda Kurt Geiger yeni sezon ayakkabıları davetkar bir vitrine sıralamış bekliyor. Bir iki ufak tefek butik bizim Galatadakiler gibi tasarım ciciler satıyor. Ve kocamız acıkıyor, elbette dünya barışı bile bunun yanında önemini yitiriyor! O yüzden bunları hızlıca geçiyoruz:)

The Elgin,  96 Ladbroke Grove,
Notting Hill, W11 1PY

Soluğu The Elgin'de  alıyoruz:) Guinness'lerimize eşlik eden karışık tabakla ve arkadaşların da gelişiyle şahane sohbetle biraz mola veriyoruz. Burası sıcacık ortamı, içine gömülebileceğin kanepeleri, piyano sesi ile pek güzel, pek sıcak, pek rahat. Yine tavsiye olunurlar arasında.

İlk iş hemen bir foursquare check-in, iki internetin şifresi nedir hihihi sorusu, üç instagram için bir foto çalışması:)
Ve dönüş yolunda bir kokoşun karşısına çıkabilecek en kokoş araba:) Şu MINI'ye bakın, sizce hangi rimeli kullanıyordur:p 
Bakalım bir sonraki postta nereyi gezeceğiz?
Devamını oku ...

etiqadd | Yok mu Bir Ayakkabı Çanta?


Dünyanın en güzel kadınlarından Ava Gardner ve enn karizmatik erkeklerinden Humphrey Bogart'ın başrolünde oynadığı "Çıplak Ayaklı Kontes" filmini izlemiş miydiniz:) ? Eğer izlemediyseniz evde tembellik edeceğiniz bir günün programına alın derim! Peki ya ben neden çıplak ayakla kalakalmışım:) Çünkü ayakkabıları sizden bekliyorum! Hem sebebini öğrenmek hem de etiqadd ve Roman'ın size hazırladığı sürprizi görmek için hadi buraya tık tık :)
Devamını oku ...