BASINDA | Hem Ben Hem Stilim Nisan'da Bazaar'da



Bu haftasonu, balkon keyfinize, çay saatinize ya da kanepede yatıp yuvarlanma halinize eslik edebilirim:) Çünkü Maritsa, Iconjane ve Off Ne Giysem'le birlikte hem biz, hem stilimiz Harper's Bazaar Nisan sayisina konuk olduk! Stilimi neler etkilemis, bu yaz gardrobuma neler katmak istermişim hepsi orada:)

This weekend I may accompany your afternoon tea, Sunday breakfast or couch laziness, because me and my style is in Harper's Bazaar April issue with three of  my fellow blogger friends:) What inspires my style, what I desire for the new season and more is all in there:)
Devamını oku ...

MAKE ME BEAUTIFUL | Bliss Cilt Bakım Günleri'nde 1 Boom 1 Boomer:)


Geçenlerde BLISS önümüzdeki hafta "Cilt Bakım Günleri" var diye mail atınca, hadi dedim bu yıl Styleboom'un yıldönümünü kutlayamadım, bari ara sıra cici Boomerların kendilerini şımartabilecekleri zamanlar yaratayım. Styleboom Facebook'ta yaptığımız yarışma sonucu da böyle bir şımarma seansının şanslısı Birgül oldu:)


Birgül'le İstinye Park BOYNER'de BLISS standında buluştuk, yanında bir de şeker kızını getirmişti ki kokoşluğuyla hepimizi ezdi:) Bir yandan limonatamızı yudumlayıp bir yandan brownielerimizi hüpletirken (bu Amerika'daki BLISS Spalarda gelenekmiş:)) cilt bakım uzmanları işe koyuldu.

  • Önce Birgül'e  Komple El Bakım Eldivenleri’ni giydirdiler. Bu eldivenin içi yapış yapış ama bir çeşit sauna işlemi görüyor olacak eller pamuk gibi çıkıyor, bu ürünün ayaklar için olan versiyonunu kullandığım için çok memnun ve kefilim:)
  • Sonra cilt tipini kontrol edip, uygun tipte göre Köpüren Yüz Temizleme Jeli  ile temizlediler
  • Kuruladıktan sonra Çift Etkili Temizleme Sütü’nü Birgül'ün cildine inceck sürüp 5 dakika beklemeye koyulduk:)
  • Sırada en keyifli kısım var! Canlandırıcı Oksijen Maskesi’nden yüze azıcık sıkıp sürüldü ve yüz köpür köpür oldu. Önceki iki ürünü bilmiyorum ama mesela bu ürün de benim kendimi çok yorgun hissettiğim zamanlarda kullanıp memnun kaldıklarımdan. Zaten oksijen içerikli ürün bulmak zor bizim memlekette. Bu köpür köpür maske biraz durmalı ciltte, köpükler pıtır pıtır kendi sönene kadar, sonra cildi yıkayıp temizliyoruz. 
  • Maskeden sonra Birgül'e Günlük Göz Çevresi Bakım Kremi uygulandı, cildi hassas ve kendisi de özellikle yazın yanak bölgesinin  çok çabuk kızardığından şikayet ettiği için SPFl Günlük Nemlendirici losyon sürüldü
  • Eldiveni de çıkartılıncaaa iki eli arasındaki fark ayan beyan görüldü:) 

Tüm bu işlemler yaklaşık 20 dakika kadar sürdü, ki BLISS'in olayı da zaten buymuş, yani marka buradan çıkmış, artık vakit kısıtlı, hayat koşturmalı, o yüzden bakım rutinini ihmal etmemeli ama hızla yapmalı fikrinden. Yukarıda özellikle belirttiğim ürünler haricinde göz maskesi ve el kremini kullanıyorum BLISS'in, diğerlerini ben hiç tecrübe etmedim ama Birgül mutlu mesut ve pek pamuk ayrıldı:) 

Umuyorum buraya bakımdan sonra ilerleyen saatlerde cildinin nasıl tepki verdiğini vee kendisine BLISS tarafından hediye edilen cicileri kullanmaya başlayıp başlamadığını yazıp bizi bilgilendirir.


Birgül'le bakım seansımız sonrası ben de aldım BLISS kızını iki yanıma bir Boom Ne Giymiş pozu verdim:) Banyodan çıkıp, arabada filan fırçalanan ve her türk elektiriklenmeye maruz kalan koca saçlarımı mazur görün hanımlar:)

 
Elbise // Dress Pull&Bear
Kemer // Belt Massimo Dutti
Çanta // Purse Primark
Ayakkabı // Pumps Steve Madden
Kolye & Bilezik // Chain & Bracelet Nili Silver

Last week, me and one of my lucky followers-Birgül- met for a BLISS skin care session. BLISS, which is widely known for its quick yet efficient skin care rituels, apllied one of those treatments for Birgül with their special products. At the end of the session, Birgül was very satisfied with the result and left happy with her gifts from the brand. Thanks to BLISS and Birgül for this joyful day.
Devamını oku ...

GEZi | Hyde Park: Bizde Niye Yok! :)


Pek tabii  Londra'ya gidip de bir Hyde Park gezisi yapmadan, gezerken bi yandan "anneee bizde niye yok" diye hayıflanmadan dönmek olmaz. Aslında bizde de pek çok park var ama böyle şehri çepeçevre kucaklayan, istediğin saat istediğin "gibi" gezip tozabileceğin türde pek yok:) Hyde Park'a girerken tek amacım ünlü Speaker's Corner'ı (Marble Arch tarafında) bulup özgür bir konuşma yapmaktı ama sadece Pazarları oluyormuş bu.

Kocaman ağaçların, uçsuz bucaksız çayır çimenlerin, gölcüklerin, sincapların ve pek güzel çiçeklerin bulunduğu parkta yürüdükçe keyifleniyor insan.


Park, benim gibi dev ağaç görünce dayanamayıp sarılan biri için cennet gibi. Aklımda Sylvia Plath'ın Elm şiiri çok mutlu mesudum.


Parkta, bir önceki yazımda bahsettiğim üzere hem bisiklet kiraladık, hem yaya turladık çünkü bazı kısımlara bisikletle girmek yasak. Bize yakın kısımdan Queen's Gate kapısından girince önce Prens Albert'in som altın heykeline (Albert Memorial) oeeeh oluyoruz. Hikaye malum, Kraliçe Victoria ile Prens Albert'ın aşkı dillere destandır, ama Albert genç yaşta vefat eder ve kraliçesi 40 yıl boyunca onun yasını tutar. Özellikle bu bölgede Albert'ın anısına pek çok yapı var.


Sola doğru döndüğümüzde, çok da ilerlemeden karşımıza Round Pound çıkıyor, yani parkın küçük gölü. Orada ördek, kuğu, börtü böcek besleyebilirsiniz:)


Hemen dibinde Kensington Sarayı var yani Kate ve William'ın "müstakbel" evi:) Biz oradayken saray kapalı çünkü tadilatta, yeni gelin büyük ihtimalle "yuva"sını kendi zevkine göre yaptırıyor:p Kocim sarayı küçük buldu:) Gülsem mi ağlasam mı bilemedim, ama geleceğe umutla baktım:p


İngilizler çok "outdoor" insanlar, sabah gün doğmadan ya da akşam işten yorgunum demeden kendilerini spora vuruyorlar. Koşanlar, futbol oynayanlar, bisiklete binenler. Çook takdir ettim:)


Round Pound'u geride burakıp parkın büyük gölüne meşhuuuuuur Serpentine'e doğru yol alırken karşımıza çıkan Peter Pan anıtı beni benden alıyor! Peter Pan benim en sevdiğim masallardan biridir, çünkü ben de pek öyle büyüme gönüllüsü olmadım hiç, üstelik peri tozuna inanırım:)


Serpentine dev bir yapa göl! Üzerinde köprü bile var öyle düşünün. Serpentine üzerinde tekneye binebilir ya da özel olarak ayrılmış bölümünde yüzebilirsiniz. Tabii benim için hava o kadar da sıcak değildi:)


 
Serpentine'e yakın "Serpentine Gallery" var, ağaçların ve çimlerin ortasında şahane bir kır evi gibi bekliyor. Burada sürekli değişen modern sanat sergileri oluyormuş, biz akşam saatlerinde vardığımız için hızlıca bir tur atıp çıkmak zorunda kaldık:o İngiltere'deki hemen her müze ya da galeri gibi burada da giriş ücretsiz! Bu şahane duruma sonra değineceğim:)


Londra'da pek çok yerde görülebilen bir "Prenses Diana" anısı. Onu hala seviyorlar, ama en çok kraliçeyi! 2012, Kraliçe'nin elmas yılı olduğu için Londra kraliçeye layık bir sürü kutlamalara hazırlanıyordu ve her yerde bu yılın anısına çaydan tutun, fincana, küpeye, şuna buna bir sürü hatıralık şey vardı:)



Bu post burada biterken şu an ofiste ya da evde olan herkese biraz kır havası aldırdığımı umuyorum:)


Yürürken yürürken hala parkta olduğunuz için farketmeyeceksiniz ama bambaşka bir semte gelmiş, bambaşka br kapıdan çıkıyor olacaksınız:) Mesela burada ben artık ne kadar yürüdüysem şu evleri görünce hadi çıkayım dedim, baktım  Harrods'ın oraya çıkmışım:) O yüzden benden tavsiye Hansel ve Gretel gibi yere ekmek kırıntıları atarak yolunuzu bulamayacağınız için ya kaybolmanın tadını çıkarın ya da düz bir rotada ilerleyin, zira parkta her yer birbirine benziyor:)

Devamını oku ...

TREND RAPORU | Şal Deseni Bildiğiniz Gibi Değil!


Şal desenini nasıl bilirsiniz? Ortayaşlı, sıkıcı, babanızın kravatından hallice:) Ama bu sezon "desen"lerin sezonuyken şal deseni de şahlanarak geri döndü! Hint ve İran kökenli şal deseni, Avrupa'daki ününü Beatles'a borçlu:) 68 kuşağının biriciği Beatles'ın Hindistan ziyareti sonrası bu desen daha da popüler olmuş. Her ne kadar şal deseni ilk olarak erkek giyiminde görülse de, kendisini itinayla saflarımıza katmamız uzun sürmemiş!


Hala arkasından ağladığım Raf Simons'un ellerinde JIL SANDER'de grafik etkili, ETRO'da roman havalı ve STELLA McCARTNEY'de klasik görünümü ile şal deseni bu sezonun en hit desenlerinden biri! Favorim bu sezon en favori koleksiyonlarımdan biri olan JIL SANDER'inkiler elbette! Açıkçası aramın bu kadar nahoş olduğu bir desene bu kadar bayılacağım aklıma gelmezdi ama özellikle kalem gibi çizilmiş olanları pek hoşuma gitti!


Bahsettiğim şey tam da yukarıdaki! Elime birer Nova Color boya alıp bir beyaz kumaşın önüne oturasım geldii!



Şal desenini sadece kumaşta düşünmeyin, bu desenden esinlenmiş kolyeler, küpeler ve bileziklerle de bu trendi yakalayabilirsiniz. Üstelik bu sezon ayakkabılarda hakim olan kanvas sayesinde ayakkabılarda da pek çok modelde şal deseni görmek mümkün:)



[Görseller: style, jak&jil, polyvore]
Devamını oku ...

GEZi | Londra Postları Başlasııın! İlk Gün:)


Benim gibi her ama her gördüğü şeyin fotoğrafını çekmelere doyamayan bir tip için Lumix fotoğraf makinesi ve iPhone karışımı meğer büyük sıkıntıymış! 11 günlük Londra seyahatim boyunca çektiğim onbinlerce fotoğrafı ayıklayıp, organize edip de postları yapmaya başlamam bugünü buldu:o Hakikaten bundan böyle kendime hakim olacağıma söz veriyor, sizii Londra'daki ilk günümle ve minik ama hayati ipuçlarıyla baş başa bırakıyorum:)

4 saatlik uçak yolculuğunda Murakami'den kitabımı bitirmiş, dergileri sömürmüş ve hosteslerin kibarcık sorularına verdiğim cevaplar haricinde iki kelam etmemiş ben Stansted havaalanına indiğimde biraz daha konuşmassam ortamdan çatliciim hezeyanıyla vize memurunun her sorduğu soruya "yes-"no" demem yetiyorken, neredeyse çocukluk anılarımı bile anlattım:) Adam benim bu çalçene halime önce şaşırdı sonra güldü:)



Ben her non-EU vatandaşı gibi belgeydi, vizeydi gösteredururken bavulum döne döne bi hal olmuş beni bekliyordu. Kendisini kaptığım gibii hooop Stansted Express denen trene yollandım, ve işte yukarıdaki poster beni Londra'da ilk karşılayan şey oldu:) Kesin bir müzikal ziyareti yapacağım için aklıma yazdım. Trene bindim, evet Londra'ya çufçufladım:)


Trenden Liverpool Street Station'da indiğimde kardeşimden önce beni karşılayan ise işte şu yukarıdaki "zihniyet" oldu:) Ne güzel! Bu duraktan metroya binip eve yollandık:)


Londra'da olay bu:) Metro! Şehrin her bir deliğine, 4-5 farklı hatla rahat ve kolay ulaşım. Londra metrosu baya eski, külüstür, tipsiz ama herkesi her istedği yere taşıdıktan sonra ne farkeder. Gerçi bu yaz olimpiyatlara ev sahipliği yapacağı için metro olsun Londra olsun anormal bir yenilenme çalışmasına girmiş.

Londra'ya adımınızı atar atmaz ilk iş bir "Oyster Card" edinin, bu karta kredi kartınızdan yükleme yapınca metroydu, otobüstü hepsine ayrıca para vermeden ya da bilet almadan binebiliyorsunuz. Hayati bir kart:)


Ulaşımda alternatif çok, mesela bence bir çift katlı otobüse binip Londra nostaljisi yapın, ama trafik baya sıkışık, vakit kaybı diyebilirim, o yüzden otobüs olayını çok abartmadan metroya sadık kalın:) Taksi baya pahalı. Şehrin pek çok köşesinde yukarıdaki gibi bisikletleri de görebileceksiniz, nakit ya da kredi kartı ile bisikleti saatlik ya da günlük kiralayıp, takılıp yine bu istasyonlardan birine bırakabiliyorsunuz Hyde Park gezisini mutlaka böyle yapın derim:)


Tatiliniz kısaysa da uzunsa da bence mutlaka bir "Hop-on Hop-off Sightseeing" tur otobüslerinden birine bir gününüzü ayırmanızı öneririm. 24-26 pound gibi çok da küçümsenmeyecek bir fiyat amaaa şehre hem hakim olmak ve böylece gezi rotanızı belirlemek, hem de hemen her şeyi hızla görmek için  biçilmiş kaftan. Otobüsten verdiğiniz ücrete göre 24 saat ya da 48 saat boyunca yararlanabiliyor, istediğiniz yerde inip sonra arkadan gelene vs istediğiniz durakta binebiliyorsunuz. İnip, gezip dolaşıp, yeniden otobüste yerinize kurulup bir başka ilginizi çeken noktaya kadar şehri tepeden izleyebiliyorsunuz.

Londra beni büyük bir sürprizle karşılıyor, 14 derece! Bavulumda "Londra'da donmayacağım nayıııır" telaşı ile bir dolu kışlık cicim belki de hiç günışığına çıkmadı:) Sonunda eve vardığımda pencereden manzaram ♥ O gün akşamüstü minicik bir yağmur yağıp geçtiği sırada çektim. Sonra zaten hemen kendimi dışarı attım!

Kaldığım yer South Kensington, Kensington sarayına ve Chelsea'ye komşu:) Yolunuz buraya mutlaka düşecektir çünkü bu bölge müzeleri ile ünlü: Victoria& Albert Museum, Natural History Museum, Science Museum muazzam binalarda bizim sokağı yani Queen's Gate'i bir ucunda kesiyor. Avrupa'da hep en çok sevdiğim şey sokaklardaki nizami hal, benim gibi bir simetri hastası için nimet:) Sokak levhaları aynı, kapı numaraları aynı, çok şık! Sokağın diğer ucunda ise Hyde Park'ın Queen's Gate girişi ve aşağıda görebileceğiniz üzere muhteşem bir bina olan Royal Albert Hall var. Ben oradayken AIDA oynuyordu:)


Royal Albert Hall, tipik İngiliz mimarisinden biraz daha  farklı gibi, bi kere bir kubbesi var:)

İşte hemen her sabah hoplaya zıplaya ve hemen her akşam pert vaziyette yürüdüğüm yol:) Benim metro durağım burada Gloucester Road. Yukarıda tipik bir kilise. Sokağımızın ve ana caddenin tabelaları.


Victoria and Albert Museum'dan bir görüntü. Hava yavaş yavaş kararmaya başladıı:) Yani eve dönüp akşam yemeği için üstümü değiştirme vakti. Şüp beni ilk günden İngilizlerin yağlı pub yemeklerine atmak yerine civardaki çook şahane bir "ev yapımı İtalyan yemekler" yapılan bir yere götürdü.

Jak's; 77 Walton Street

Walton Street, Chelsea'nin hareketli, ünlü sokaklarından biriymiş:) Hepsi ev yapımı, organik ve acayip lezzetli Akdeniz yemeklerinden gönlümüzce seçip tabaklarımızı doldurabildiğimiz Jak's kalabalık ve misafir perver, ev sıcaklığında tam da "cozy" denebilecek bir restoran. İmam bayıldıya benzer pek güzel bir yemeği mozarella ve pek çok otla karışmış bir salatayı ve tabuleyi hem yolculuk hem hızlı turumun verdiği açlıktan olacak afiyetle yiyorum:) Peki yetiyor mu? Evet!


amaa tatlı için her zaman yer vardır:) Bir cheesecakei 3 kişi çatallayıp, mutlulukla Jak's'tan ayrılıyoruz:) Haliyle Londra'da her gece "gece hayatı" var, ben yorgun asker olduğumdan ilk geceyi civardan bir clubta sonlandırmayı seçtik.

Eclipse, Walton Street SW3

Eclipse, Londra'da 2 farklı yerde, biz komşu olanı seçtik yani küçük Eclipse'i:) Buranın spesiyali karpuzlu martinisi ♥ Yeme içme konularında zevkler renkler çok farkeder ama ben çook şanslıydım çünkü Şüp hem benim ne sevip ne sevmediğimi çok iyi bilir, hem de damak tadına düşkündür:) Bence siz de yolunuz düşerse deneyin:)

Gelecek postlar için daha çooooooooooooooooooooooooooook foto var:o
Devamını oku ...

KEYİF | Nili Silver Partimiz!


Kar muhalefetiydi, şuydu buydu derken ertelenen ama en sonunda Moda'da enfes bir manzaraya karşı günbatımında buluşulan NİLİ SILVER partimizi sonunda sizlerle paylaşıyorum:) NİLİ'nin tasarımcısı, neşesi, kahkahası, her şeyi olan  Elif'in misafirperverliğinde tak takıştırla, sohbet muhabbetle dolu, çook keyifli bir akşam geçirdik. Kocamaan bir yemek masasında gerçekten de hepsi birbirinden leziz takıların hepsinin tadına baktık diyebilirim ♥

 İnsan başta hangi birine atlayacağını, hangi birini beğeneceğini şaşırıyor:)

 Favori setlerimden biri bu zarif çiçekli plaka kolye ve bileziklerin olduğu setti, ama en çok yüzüğüne vuruldum. 

İşte o yüzük yukarıda!

Yıldız ve hilalin modern, hafif abstrakt formu pek hoşuma gitti!

 Modellerim de pek güzel:)) Bilezikler, kolyeler, yüzükler elden ele woohooo:)

 En modern, en hoş setlerden biri! Bembeyaz, tiril tiril keten elbiselerin üzerinde hayal ettim:)

Uzun zincirler ucunda kocaman sarmallar, uzun parmaklılar için yüzüğü inanılmaz güzeldi!

 
 
Modern ama zarif formlar Nili'nin ennn güçlü yönü bence.

 Tabii arada Elif'in hazırladığı enfes tabaklardan da bir güzel karnımızı doyurduk:)) Uzun zamandır yemediğim beze ile hasret giderdim:) Kaç tane hüplettim bilmiyorum:o

 Kumaş eklentili seri Nili'nin en beğenilen serilerinden, bu yıl yeni sürprizlere daha da zenginleşecekmiş:)

 Cindrella çalışıyor!

 Yüzüklere düşkünlüğü hepimizce malum Cindrella'yı bence çok güzel bir yere oturtmuşuz:)

Ennnnnnnnnnnnnnnn beğendiğim serilerden biri, o köpük kelepçeler ♥


 
Ve bu kolyeye taptım! 

Nili'nin tasarımcısı Elif'in maceraları pek çok ve pek eğlenceli:)) Dinlemeye doyamadık.

 
Vee son! Pek güzel bir akşamın ardından cici hediyelerimizle Moda'da güneş batırıp evlere yollandık.

Bu güzel parti için hem Elif'e hem de partiye gelen Rookie Icon, Larien Ancalime, Bahar, Ahu Ateşel, Cindrella ve Bilunkuşuma çok çok teşekkür ederiim ♥

Bu cicilerden edinmek, daha detaylı görmek  için hemen tık tık NİLİ SILVER
Ben de bir takı partisinde partilemek isterim diyorsanııız, NİLİ SILVER Facebook sayfasına  bi koşu uğrayım derim:)

Harsh winter, lots of snow, delays and delays! But finally here is our NILI SILVER party:) Elif has warmly welcomed us just before sunset, across a lovely Bosphorus view and tens of lovely pieces of her own design. What's left to us are our lovely gifts from our landlady, cheerful moments, hours of laughter and fun:) Thanks a lot who popped up:) If you'd like to order from these lovely accessories, just click  NİLİ SILVER
Devamını oku ...