KAPALIÇARŞI'NIN SIRLARI -I- | Özlem Tuna

Fotoğraflar: Özberk Baz

Kubbe

İstanbul her bir köşesinde bir sürü güzellikle bekliyor, ama hepsinin içinde tarihi yarımada bence hala en güzeli, en büyüleyici ve sır dolu olanı. Sultanahmet, Eminönü, Çemberlitaş, Kapalıçarşı. Takmaya doyamadığımız, bizi daha da güzel yapan takıların ve mücevherlerin çoğu da burada doğuyor. Kağıt üzerinde başlayan yolculukları, eski hanlarda, soğuk atölyelerde usta ellerde şekil alıyor, pırıl pırıl olup birer arzu nesnesine dönüşüyor. Kapalıçarşının sırlarını anlatmaya bugün ÖZLEM TUNA'nın İstanbul'dan beslenen şahane tasarımları ile başlayacağım ve önümüzdeki haftalar boyunca daha pek çoğuna konuk olacağız:)
Özlem Tuna

Kapalıçarşı dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri. Çok yoğun olduğu bazı saatler yarım milyona yakın insanı aldığı söyleniyor. Temeli 1461 yılında atılan çarşı dev bir labirentden farksız, aslında başlı başına bir şehir gibi. Fatih zamanında içinde 5 cami, 1 okul, 7 çeşme, 10 kuyu, 1 akarsu, 1 sebil, 1 şadırvan, 22 kapı, 17 han varmış, bir sürü depremden sağ kurtulmuş, bir sürü büyük yangından geçmiş.

İstanbul Martıları

İşte bu büyük labirentin içinde birlikte kaybolmak üzere ilk önce ÖZLEM TUNA'ya konuk oldum ben de:) 1993 yılında Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi seramik bölümünden mezun olan ÖZLEM TUNA, 1996 yılında içindeki mücevher tasarımı aşkını daha fazla tutamayıp bu konuya yoğunlaşma kararı almış ve devlerden birinde Urart'la kariyerinin ilk adımını atmış. Yaşadığı şehirden, tarihi yarımadadan etkilenerek yarattığı tasarımlarında otantik sembol ve figürler inanılmaz güzellikte abstrakt hallere dönüşüyor. Yukarıda en beğendiğim koleksiyonlarından biri olan "İstanbul martıları" İstanbul'un kültür başkenti olduğu yıla özel hazırlanmış. Martısız İstanbul olur mu ♥


2003 yılının Nisan ayında ÖZLEM TUNA artık kendi markasını kuruyor ve sadece mücevher tasarımı değil, vücut süsleri ve dekoratif objeleri tasarlamaya da yöneliyor. Yukarıda Gül Dikeni, Nar Mızrağı isimli yüzükleri ve Turkuaz lale kahve fincanı ile pek mesudum. Nar Mızrağı ile ben zaten özel bir bağa sahibiz:)

Aşk olmadan meşk olmaz

Pek çok zevke hitap edecek birbirinden özgün tasarımları olan ÖZLEM TUNA'nın "aşk"a özel serisi de modern ve ateşli. Aşk olmadan meşk olmaz kolyesi, aşka düşmek fincanı... Çok özel ve özgün birer hediye seçeneği!


Doğrusu hangi bir koleksiyona dalıp gitsem, hangi birinin anlattığı hikayeye kulak versem bilemedim! Mesela en üstteki fotoğrafta elimdeki yüzük Kapalıçarşı'nın kubbesini anlatıyor. Kapalıçarşı gibi garip, ters, uyumsuz, ama yaşanmışlıkla dolu ve tılsımlı. Sultanlara yakışır yüzüklerden, Konstantin'in mozaiklerini andıran kolyelere kadar her bir tasarım içinde bulundupu toprağı anlatıyor ama bugünün dilinden.


ÖZLEM TUNA sadece vücut süsleri değil dekoratif objeler ve ev aksesuarları da tasarlıyor. Vazolar, fincan ve kupalar, objeler. Hepsi de çok güzel. 2007'de Nuriosmaniye'de kurduğu Design Zone galerisinden taşınmak üzere, o da bu güzellerin doğduğu yere, atölyelerin de olduğu Büyük Yeni Han'a geri dönüyor. Özlem Tuna'nın pek çok kez ödüller de alan cicilerini orada ya da online olarak ZERRE isimli online sitede bulabilirsiniz.



İşte aşağıda bazılarınızın Ezel dizisinden hatırlayacağı o meşhur han! Özlem Tuna'nın cicileri burada hayat buluyor, tasarımlarını yarattığı atölyesi ve bir örnek parçadan tek tek ustaların ellerinde oluşan ürünler bu handa üretiliyor.


Her tasarımın doğduğu yerdeyiz ilk olarak, kağıt üstünde... İlham perileri eşliğinde:)


Kağıtta oluşan fikirler sonraki aşamada tasarımcısının eliyle buluşuyor. Minicik fırçalar, keskiler, törpüler eşliğinde bir model önce değersiz malzemeler kullanılarak şekilleniyor, son halini alana kadar pek çok aşamadan geçiyor ve kalıbı çıkıyor.


Sonunda bu kalıp ustalara teslim ediliyor. Ateş, el ve göz bir arada öyle güzel işliyor ki sonunda bize kadın olduğumuz için mutlu olacak kıymetli güzellikler veriyorlar.


Bu keyifli gün için teşekkürler ÖZLEM TUNA

Önümüzdeki hafta kuyumculuğun Adan Zye nasıl bir emek olduğunu anlatmaya çalışacağım. Zanaat değer biçilemez bir şey bence, biz yine de biçiyoruz ama kapıların ardında ne incelikler, ne ter ne ateş var hiç bilmiyoruz. Ben tezgahın arkasına da geçtim:) Bekleyin!

0 yorum:

Yorum Gönder