İNCELEME | Çantanız Dedikodunuzu Yapıyor Olmasın:)

İkonik Celine

Biz kadınları anlamak için ne icad çıkaracaklarını bilemiyorlar, meğer bizim aslıda sadece vitrinde görüp “hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii çok güzeeel, benim olacaksın” hezeyanı ile, evet sırf da "ihtiyaçtan tamam mıı" aldığımız çantalarımız ruhumuzun aynası, karakterimizin tıpkısıymış! Bunu ilk okuduğumda ne yani benim ruhum çantalarım gibi kalıplı ve dar, arkadaşımın ruhu ise bohça gibi lambur lumbur mu hıh diye terslensem de bir dur dedim, bir okuyalım anlayalım:)

Rachel Zoe, özellikle iş yaşamında taşıdığı çantaya bakarak bir kadının karakterinin tanımlanabileceğini söylemiş; amman fazla kafa yormayın, derinine inmeyin, neme lazım doğum izni filan ister, erkeklere denk maaş talep eder, onun yerine hemen çantasından anlam çıkaralım, ayıralım:o


Hermes Birkin Bag

Bir bakıma özellikle finans sektöründe çalışan kadınlar için çanta onları anlamakta faydalı olabilir, çünkü iş gereği giyimleri hem renk hem model bakımından nispeten sınırlı olduğu için, içlerindeki giyim zevkini çantaları ile gösteriyor ve tatmin ediyorlar sanıyorum. Yalan olmasa gerek zira Coach CEO’sunun ifadesine göre 2011’de lüks çanta ve aksesuar pazarı 24 milyar dolar değerindeymiş:o Valla ihtiyaçtan alıyoruz aaa :)


Bloomberg analizi

Yukarıda Bloomberg Businessweek'in incelemesine göre bence saçmasapan, süper ayrımcı bir analiz görmektesiniz:) Oysa olay basit, kadın nereye gidip nasıl giyiniyorsa ona göre çanta seçiyor! Ofise gittiği ile partiye gidecek, partide kullandığı ile marketi halledecek değil ya. Yine de uzmanların bir bildiği vardır diyorum bu halde yukarıdakine göre ben "hırslı ve programlı bir trendy"yim:))

Çantanın sadece modeli/tipi değil onu kullanış biçimimiz de karakterimiz hakkında ipucu veriyormuş! Burada duralım, hmmmm bir düşünelim, meselaaa Victoria Beckham’ı :) Her zaman kolunda taşır, asla elde tutmaz, omza asmaz, acaba ne demek oluyor? Bu halde ben de buzlar kraliçesi, gülersem Allah canımı alsın biri miyim? Gerçi Harper bebekden sonra onu da aştı, artık asistanına taşıtıyor çantaları, bu tür çanta taşıma biçimi acaba neye alamet :)


LA Times'a göre 50 "it" çanta

Durun bitmedii, bir de QUIZ var tam burada tıklayınca, İngilizce ama olsun, bakalım bakalım çantamızı mı değiştirmeliyiz yoksa kendimizi mi?

Benim cevaplarıma göre ben "Etrafıma karşı çok duyarlıymışım. Bir çok farklı koşula hızla adapte olabiliyormuşum ooo:) Kendimle ilgili olarak çok rahat ve açıkmışım, gizlim saklım yokmuş. Ehil, çok organize ve başarılı bir kişiymişim. Mottom "her zaman hazırlıklı ol"muş, ve sürprizlerden pek hoşlanmazmışım." Baya sevdim, meğer bir çanta hakikaten pek çok şey anlatıyormuş:p Hepsi de iyi çıkınca insan nasıl da inanıveriyor:)

Sıra sizdee, hadi şu QUIZ'i yapın, yorumlarınızı bırakın sevgili Styleboomerlar, ak koyun kara koyun ortaya çıksın:p Sizce çanta seçimleriniz sizi anlatıyor mu?

[Kaynak:Bloomberg Businessweek, Purse Forum]
Devamını oku ...

KAPALIÇARŞI'NIN SIRLARI -II- | Vanlı Kuyumculuk'ta Pırlanta Gibi Bir Gün

Fotoğraf: Özberk Baz


Kapalıçarşı'nın ışıl ışıl ve büyülü yüzünün ardındakileri keşfetmeye devam:) Gümüşün en güzel hallere dönüştüğü yolculuğundan sonra bugün pırlantaların, safirlerin ve zümrütlerin, kısacası bizi kendine aşık eden çok değerli güzelliklerin nasıl uzun ve zahmetli, emek dolu bir süreçten sonra o göz alıcı hale geldiğini göreceğiz. Adresimiz pırlanta denince ennnn usta, İstanbul'un en yetenekli ve eski isimlerinden biri: VANLI Kuyumculuk.

Styleboom'a atölyelerinin her köşesini açtıkları, o muhteşem yolculuğa işçiliğin son noktasına kadar her şeyi anlattıkları ve bir kez daha kendilerine hayran bıraktıkları için teşekkür ediyorum:)

Önce ben de alet edevata biraz aşina olayım dedim:) Twitterdan olsa gerek en çok 'heşteg'i sevdim!

VANLI'yı bugüne getiren adam daha 1968 yılında bir çocukken altının çekiciliği ile tanışmış ve emek emek geçen 11 yılın ardından 1977'de bu aşk ona kendi atölyesini açması ve kendi hayal ettiklerini yapması için öncü olmuş. İlk olarak sade atölyesindeyim, kalıpların içinden çıkan altının birleştiği, dövüldüğü, şekil aldığı, kaynaştığı, bir bütüne dönüştüğü yani en sade halinin oluştuğu atölye burası. Hala işçisiyle birlikte bu tezgahta sade yapan, hala çalışan bir patron Murat Vanlıoğlu, hala sadekar...

Sadekâr

Ben kendi kendime bu keşfin tadını çıkarayım, orada gerçekten bu iş nasıl yapılıyor izleme fırsatımız da oldu! Daha ilk odada Özberk ve ben bundan sonra hiç bir mücevher için pahalı demeyeceğiz diye söz verdik, minicik minicikten de küçük ama inanılmaz değerli taşları kör edici bir ışık ve ateşle tek tek birleştirmek, bir montürü yapmak öyle zor öyle zahmetli ki! İşin içindeki altın ve taşların değeri, o emeğin yanında değersiz kalıyor. Kör olmadan bu iş nasıl yapılıyor anlamadık...

Montür

Yukarıda bir montür yapılıyor, içine kimbilir hangi kadına evlenme teklif edilirken seçilecek bir tek taş girecek hihoo:)

Minik bir büyüteçin yoksa burada işin çok zor:)

Sade bir kelebek... Yani henüz taşları mıhlanmamış, o yüzden böyle deniyor.

Mıhlarım:)

...sanmıştım ama elbette mıhlayamadım:) Mıhlama atölyesi sadeden gelen parçanın üzerine değerli taşlarının konduğu yer. Milyarlarca kere büyütünce ancak bir delik görebildiğiniz iğne kadar minicik oyuklara bile ince ince, dizi dizi ve sağlam bir şekilde yerleşiyor o taşlar. Murat Bey'in ortağı ve kardeşi Arto Vanlıoğlu da mıhlayıcı. Bir elmanın iki yarısı bu olsa gerek, iki kardeş bir arada bir mücevher olmuş:) Yukarıdaki aletlerin ayrı ayrı ismi var, ben en çok tırtırı sevdim:)

Mıhlaması bitmek üzere olan yakut ve pırlantalardan bir yüzük...

Pırlantanın ekonomideki yeri pek mühimdir, neyse ki ben o sıkıcı kısımla değil sadece elimde kolumda boynumda olmasıyla daha ilgiliyim:)

VANLI'da taşlar özenle seçiliyor. Beyler belki bilmez ama biz kadınlar biliriz öyle "pırlanta" demekle bitmiyor iş o yüzden bu kısım beylere gelsin, bilmemek değil öğrenmemek ayıp, öğrenip de sevdiceğine almamak daha ayıp:p Bunun "4C"si var: yani Cut(Kesim) // Colour (Renk) // Clarity (Berraklık) //Carat( Karat). İşte bu 4 kriterde en iyiler var, onları seçmek önemli, ben de aldım elime büyüteçi (kesin bunun da bir ismi vardı ama unuttum-hah "lup"du adı:)) Snatchvari bir profesyonellikle inceledim:) Kendileriyle böyle yakından haşır neşir olmak çok güzeldi, neden geri döndüm ben sanki ♥

Kalıplar

Elbette sadenin bile öncesi var, tasarım kısmı, kalıp ve altının ayar kısmı. Yukarıda numaralandırılmış bir dolu kalıp içinden rastgele birini seçtim, işte tüm aşamalardan geçtikten sonra o kalıbın işaret ettiği yüzük vitrindeki ışıltılı ve muhteşem halini alıyor!


Artık tasarım işi tabii ki son teknolojilerle yapılıyor ama VANLI'da "old school" ruhu hala var:) Kağıt kalem rengarenk cevherler ve hayal... Murat Bey taşlarla yapboz yapıyor.


Ama artık çoğunlukla bilgisayarda üç boyutlu olarak gerçekleşiyor tasarım süreci, yukarıda Arto Bey'le bir adet yaptık:)

Biraz daha oynayabilir miyim:))

Elimde VANLI'nın asla ve kat'a su geçirmez free lucky diamonds serisinden bir kolye ucu:) Gerçi ben yüzüklerine bayıldımmm!


İçindeki oynayan minik pırlantaları görebiliyorsunuz umarım:)



Tabii ki taşlar yerini bulduktan sonra da iş bitmiyor. Son dokunuş yani altına tüm parlaklığın veren aşama için fokurdayan kazanların, pofurdayan buharların ve çılgınca dönen cila silindirlerinin ortasındayız!


İkinci sıra 1. karedeki yüzük favori ötesi favorim ♥

Atölyede bu kadar ince işçilik bana ağır geldi ve kendimi çktan yapılıp vitrinde yerini almış, sessiz ve derinden beni çağıran VANLI mücevherlerin arasına attım!


İstanbul cemiyetinin pek çok özel ismi için çok özel parçalar, aile yadigarı ciciler VANLI'nın elinden çıkmış.

Hiç bitmesin istediğim sır dolu bir yolculuk da böylece son buluyor:) Artık buranın gönüllü bir çalışanı sayılırım, ne zaman yardım lazımsa koşar gelirim diye bir de buradan söylemek istedim. Binbir emek ve değeri saklayan kocaman kapıları bizim için ardına kadar açtığı için VANLI'ya yeniden çok teşekkürler:)
Devamını oku ...

RED CARPET | SAG Ödülleri 2012



SAG Ödül Töreni bitti, kırmızı halısı Oscarlar için umut vaad eder gibiydi, öyle ki Glee kızları bile güzel giyinmişti:) Bu defa Styleboom Facebook'ta paylaştım, yorumladım, sizi de beklerim!

[Görseller:zimbio]
Devamını oku ...

IFW | Istanbul Fashion Week Takvimi Açıklandı



IFW defile takvimi açıklandı. Her yıl olduğu gibi bu yıl yine yeni kanlar, yeni yüzler var takvimde, bu heyecan verici. Bir yandan da maalesef bizim heyecanımızı söndüren eksikler var. Arzu Kaprol, Zeynep Tosun'dan sonra bu sezon da Özgür Masur'suz bir IFW bizi bekliyor. Tek mutluluğum IFW yerine yurtdışında yer alan her iki tasarımcının da inanılmaz başarılar alması, beğeni toplaması, eminim Özgür Masur için de yeni projeler, yeni yerler heyecan uyandırıcı ve mükemmel olacak. Zaten kendisinin çok yakında hepimizle paylaşacağı büyük bir sürprizi var, öyle ki IFW üzüntümüzü unutturacak:) Hatice Gökçe yine bir sezon ara vermiş görünüyor. Simay Bülbül ve Niyazi Erdoğan ise prezentasyon yapacaklar.Bakalım git gide büyümesi ve daha fazla alıcı grubuna ekonomik olarak daha doyurucu şekilde ulaşması ümidini hala taşımaya çalıştığımız IFW bu daralmaya nasıl son verecek, ya da verebilecek mi? Magazin sayfaları ya da sadece ülke sınırları için değil, dünya moda sektörüne yeni bir soluk, yeni bir heyecan ve arzu edilesi ürünler getirebilecek olan tasarımcılarımızın uluslararası arenaya çıkışları için basamak olabilme görevini hatırlayabilecek mi?
Devamını oku ...

NİLİ SILVER Takı Partisine Gidelim Miiii?

NİLİ takı partisinde benimle olacak Styleboomerlar belli oldu:) (3) OLMADI BAŞTAN// (5) HÜLYA // (7) LARIEN ANCALIME // (10) HİLAL // (11) ROOKIE ICON // (14) SEDEF // (19) LUNAPARK QUEEN // (21) AHU // (22) ŞİRRET ŞERBET // (24) RÜYAABCA. Tebrikler:) Detaylar için mailimi bekleyiniz:) Random.org çekilişi ekran görüntüsü ise postum hemen altında!


BOOMSTYLEseverler NİLİ SILVER cicilerime eminim aşinadır, kendisini size daha önce şu yazımda da tanıtmıştım. NİLİ'nin sahibesi Elif'in güzel ötesi gümüşleri kadar güzel bir de enerjisi var, hatta bazen kendisinin bu dünyaya fazla olduğunu bile düşünüyorum ♥

NİLİ, artık gelenekselleşmiş olan meşhuur "takı partileri"nden birinde bu defa bizi de ağırlamak istiyor:) Eveeet, NİLİ takıları takıp çıkarıp bir güzel tadını çıkaracağımız, yanında sıcak şarabımızı yudumlayıp, sohbete muhabbete doyacağımız, biiir sürü fotoğraflar çekileceğimiz, hem de güzel semt Moda'nın tadını çıkarabileceğimiz bu partiye "10" Styleboomerla gitmek istiyoruum:)

Peki kimler kimler benimle gelecek? Bu postun altına "Gümüş çok severim çünkü..." cümlesini tamamlayıp yorum bırakan, ve yorumunun ucuna mail adresini burakanlar arasından Random.org ile belirlenecek olan 10 şanslı Boomer:) Bu Cumartesi geceyarısına kadar yorumlarınızı bekliyorum, kazananlara Pazar günü ulaşacağım.
Haydi 1 Şubat Çarşamba saat 19:00 Moda 'yı ajandamızda işaretleyelim:)



Not: Adsız yorumlar ve mail adresi olmayan yorumlar maalesef onaylanmayacaktır.
 

[Görsel: Nili Silver]
Devamını oku ...

BOOM'STYLE | El Beso, Güneş, Çimen ve Ben


Pazartesi ne kadar güzel ve güneşli bir gündü öyle değil mii! Ne kış ne soğuk farketmez, güneş yüzünü güldürdüğünde herkesin yüzü de gülüyor bence ♥ Öğle arasını birbirinden tatlı iki şahane kadınla El Beso'da geçirdim. Manzara harika, yemekler harika, sohbet harika! Blushlar eşliğinde öğle tatilini de biraz esnetince daha da harika oldu:) Oradan çıkınca baktım güneş hala pırıl pırıl kendimi çayıra çimene de vurdum ♥


El Beso'da çıtır yufkalı ördek tapasda favorim, hani bir şey çok şahaneyse sona hep bir tane kalır da kibarlıktan kimse o son taneyi alamaz ya, işte ona "hanımlar kusura bakmayın bu benim" dedirtecek kadar leziz hihi:)


Pek tabii ki bir masada 3 kadın oturuyorsa tatlı yemeden kalkacak değil ya! Kimse kimsenin tatlısına müdahale etmedi diyeceğim ama yalan:) Bizzat el emeği göz nuru tek tek yapılan profiterol benimki!



El Beso "öpücük" demek, o yüzden peçetelikler de ona uygun, kırmzıı rujlu birer dudak şeklinde ^.^ Pekii ben ne giymişim?


Hava (en azından 12:00 ve sonrası bir kaç saat) ceketle idare edilebilecek gibiydi. Çooook eskilerden kırmızı ceketimi giydim ben de. Ceket, cape, hırka ve kabanlarınızı renkli sahte kürklerle inanılmaz şık bir havaya sokabilirsiniz. Üstte gösterişli parçaları altta daha casual parçalarla birleştirmeyi de deneyin, çook güzel olacak sevgili Boomerlar:)


İndirim ganimetlerinden ikisi:) Bir seferberlik ilan edilse karnımı kemerle doyuracağım sanılabilir, o derece çok kemerim var ve indirimlerde en çok yatırım yaptıklarımın başında gelir, her kıyafeti başkalaştıran, kimlikler katan süper bir yardımcı. Vee her kızın belki de küçüklüğünden kalan aşkla hep sevdiği çok sevdiği kırmızı rugan pabuçlar:)



Ceket: J.CREW
Jean: BERSHKA
Güneş Gözlüğü: FENDI (Marchon)
Saat: TRIWA
Küpe: NİLİ SILVER
Kolyeler: YARGICI ve KOTON
Bileklik: NAZRA
Ayakkabı: STEVE MADDEN (Boyner)

Devamını oku ...

BOOMSNAP | İyi Ki Doğdum :)




Günaydın! Bugün benim doğumgünüm:))

Yukarıdaki fotoğraflarda da görebileceğiniz üzere tatlı annemin göbeciğinde, hep kızı olsun isteyen babamın pofpoflanmalarıyla başlayan yolculuğum dünyanın en şahane ve komik kadınlarının içinde, daha minicikten başlayan isyan, inat ve gülmelerimle devam etti. Çakır dedem benim ilk ve biricik aşkımdı, o Ege kokardı, çok efeydi, çok heyheyliydi, çok yakışıklıydı ♥ Babamla ayrı bıyıkları ile ayrı saadet yaşardım, o arkadaki ansiklopedilerin hepsini bana okuttu:) Gördüğünüz üzere o zamanlar da 32 diş meydanda, açık ağız gülerdim:) Amaa tersim de çok pisti, tek başıma volta atmaya başladığımda benden korkulurdu:p Büyüdüm büyüdüm büyüdüm, maalesef hiç istemesem de büyüdüm. Sonra... Her doğumgünümü daha da güzelleştiren adamla karşılaştım ♥





Yukarıda canım arkadaşlarımın geçen yıl bana yaptığı sürpiz partide beni böhü böhü ağlatan süper videoyu da gördükten sonra bir daha asla doğumgünü kutlamayacağım, bu kadar şahaneyken bırakacağım demiştim ama ı-ıh, doğumgünü kutlanmadan olur mu ♥ Ama bu hayatım boyunca aldığım en güzel hediye olarak kalacak.
Devamını oku ...

KEYİF | Cam Ocağı Vakfı'nda Nefesimi Hapsettim!


Yeni yılda yeni yeni şeyler deneyeceğim, öğreneceğim diye kendime söz vermiştim. Gelip çatmak üzere olan bazılarımızın kabusu, bazılarımızın "amaaan hiç işim olmaz"ı, bazılarımızın ise büyük heyecanı olan Sevgililer Günü bunlardan birine bahane oldu:) ♥ CAM OCAĞI VAKFI ♥ Riva'da ormanın ve pek çok güzelliklerin bağrında camla haşır neşir olunacak, onunla ahenkli ve belki de sizi bir daha hiç bırakmayacak bir ilişkiye başlatacak muhteşem bir yer! Adı üstünde vakıf, o yüzden eğitimler, atölyeler, seminerler, sergilerle dolu. Sevgililer Günü geliyor diye de harika bir fikir bulmuşlar ve 14 Şubat'a kadar haftasonlarını "camdan bir kalp" yapabilmeniz için size ayırmışlar! Eşim ve ben kalplerimizi yapmak üzere yola çıktık. Beni herşeyden ama herşeyden daha çok etkileyen "kendi nefesimi o cam kalbin içinde sonsuza dek saklamak" fikri oldu. Düşünsenize! Hayat veren bir nefes orada bir cam kalbin içinde ve onu kocime hediye ettim:)

Aslında düşünsenize İstanbul'da yapacak ne kadar çok şey var, ama haftasonlarımız hep aynı, hadi sinemaya, hadi gece gezmesine, bruncha gidelim diyoruz, bu tür güzellikleri bulamıyor ya da üşeniyoruz! Oysa orada taaaaaa Avrupa, Amerika hatta Japonya'dan gelmiş millet hem tatil yapıyordu hem cam öğreniyordu:o


Her şey bu 1270 derecelik fırının, kor ötesi kor ateşin içinde başlıyor! Şeffaf cam burada akışkan halde vee bizim elimizde renkleni, şekillenmek üzere fokurduyor:) Sıcaaak!


Renklerimizi seçiyoruz, ama aslında işin sonunda görüyoruz ki camın kendi ruhu, kendi halleri var, o renkler kasede durduğu gibi durmuyor. İstediğin rengi aynen tutturmak için epey bir ustalaşmak gerekiyor:)


Benim mor gibi, kocimin ise alacalı renkleri şeffaf korla birleşmeye hazır!


İlk karedeki demir çubuklar "pipo", acayip uzunlar, işte nefesimizi bu metal borunun bir ucundan diğer ucunda alev alev yanan yüzlerce derece sıcaklıktaki yumuşacık akışkana üflüyoruz:) Şeffaf camı pipo denen metalin ucuna sanki pamuk şekeri tahta çıtaya dolar gibi yumuşacık ve döndürerek alıyoruz, çıktığı anda güneş gibi :)) Mucize bir şeeey:) Sonra onu seçtiğmiz renkteki cam tozuna buluyoruz. Sırada onları yeniden ama bu defa birlikte, birbirlerine katışsınlar diye yine ocağa koymak var:)










Kaynaşın çocuklar:))


Ocak başında sıcakla ilk karşılaşma epey zorlu:)) Ondan nasıl sakınacaksın, çubuğu nasıl tutacaksın öğrenmek gerek. Elimin ucundaki şey akışkan olduğu için akıp dökülmesin diye yumuşak yumuşak sürekli çevirmeliymişiz!


İİştee en heyecanla beklediğim an:) Sonuçta kalbi kalp yapacak tombulluğa ve şekle kavuşturacak olan benim nefesiim! Hocamız nefesimizi de yumuşakça üflememiz gerektiğini, hep yumuşak, hep ahenkli olmak gerektiğini söylüyor. Benim gibi bir telaşe memuru için zor zanaat:)


İşin en zevkli kısımlarından biri kalbe şeklini vermek, tepesine bir yarık açmak için bir kaç kez o deli sıcak fırına sokup yumuşatıp pıt pıtlıyoruz, bi daha sokup yassıltıyoruz, bir daha sokup ucunu sivriltiyoruz vs. Çünkü cam hemen soğuyor (soğuyor dediğim 800 dereceler:)) En çok bu kısımda zorlandım! Neden mii? Çünkü o yumuşacık ve kıpkırmızı cam o kadar cezbedici ki böyle parmağımla dokunup ne kadar ymuşaak, ne kadar tatlı demek bir el atmak istedim hep:)


Kalbimin biraz daha tontiş olmasına karar verdik, birkez daha üflüyoruum. Fuuuuuu :)


Ve ta taa kalbimi aldıım, şimdi soğumaya götürüyorum. Aşırı sıcaktan derhal soğumasını engellemek için yavaaş yavaş soğutulduğu bir fırın daha var:) Kırmızımsı, küçük ama tombul bir kalp oldu, nefesim onu bu şekle ve bu desene soktu!


Sırada kocimin kalbi var, o ilk denemesinde benden daha başarılı idi:)


Bana kocamaaan ve pek renkli bir kalp yapmış oldu:)

CAM OCAĞI VAKFI size güzel ve keyifli ve özel bir hediye vaad ediyor kısacası.

İşte bence bu haftasonu erkencikten kalkın, Polonezköy'de misss gibi bir kahvaltı yapın, doğruca CAM OCAĞI VAKFI'na yollanın, camla bir deneyim, bu haftasonu bir değişiklik, sevgilinize, annenize, kardeşinize, bir dakika kendinize kendinizeee böyle güzel bir hediye ve keyifli zaman armağan edin derim:)

Sevgililer Günü Kalp Atölye Çalışmasında ilk kalp 50 TL, ay bir kalp beni kesmez, ben çok sevgi doluyum derseniz, ekstra her kalp 35 TL:) Rezervasyon için 0216 433 36 93'ü arayabilir ya da emre@glassfurnace.org adresine mal atabilirsiniz:) Kalplerin üzerine mesaj yazma olayı da var!

Tarihler:
21 Ocak Cumartesi (13.00 / 16.00)
28 Ocak Cumartesi (13.00 / 16.00)
4 Şubat Cumartesi (13.00 / 16.00)
11 Şubat Cumartesi (13.00 / 16.00)
Devamını oku ...

KEYİF | Yeni Tutkum "Pinterest"



Sosyal paylaşımların hemen hepsine bayılıyorum. İşte bunlardan biri yeni tutukum oldu:) Twitter'dan takip edenler bir haftadır akışıma düşen #pinterest kelimesini mutlaka farketmiştir. Eminim pek çoğunuz PINTEREST'den haberdar, ben bu aralar onunla yatıp kalkıyorum ♥ Mantık çok basit, farzedin online bir mantar panonuz var, beğendiğiniz her şeyi ona asıyorsunuz:) Özellikle ev dekorasyonu, şehirler, kitaplar ve tabii ki modasal pinler favorilerim! Mutlaka o kategorilere göz atmanızı tavsiye ederim. Siz de internette görüp hoşunuza giden ya da kendinizden görselleri pinleyin, paylaşın, hepimizin kocamaaaaan bir mantar panosu olsun:) Ben PINTEREST'de hemen buradayım tık tık :)
Devamını oku ...

IFW | Istanbul Fashion Week Model Seç(eme)meleri


Artık bilmeyen yok sanırım, IFW için geri sayım başladı, her yerde, herkeste hazırlıklar, telaş, o heyecan... Bu yıl her yıl olduğu gibi yine bir dolu değişiklikler var, bakalım IFW için her şey ne zaman tam tamına yerine oturacak ve bir makina düzenine geçecek, ama daha küçük, biraz daha sabır gerekiyor sanırım. Bu değişikliklerden biri bu yıl model maliyetlerinin artık İTKİB desteği ile olmayacağı, yani modellerin seçimi ve ücretlerinin karşılanması podyum sahiplerine düşüyor. Çok kısa sürede çok fazla sayıda defileye koşuşturmak, hepsinde farklı saç ve farklı makyajla perişan olmak kolay değil. Aslında model olmak hiç kolay değil, zaten bizim ülkemizin de problemi bu: Bu işi kolay sanmak! Ve o yüzden ülkenin belki de en önemli ve yoğun moda olayında podyumda yer alabilmek üzere değerlendirileceği yere "geçiyordum uğradım" kafasıyla gelmek... Oysa aldığım bilgiler organizasyonu üstlenen firmanın ajanslara kast listelerinin itinayla hazırlanmasını, modellerin seçmeye geliş saatlerini ve dahi "giyim kuralı"nı özellikle iletmiş, ajanslardan bu kurallara uygun olarak modellerini göndermelerini istemiş olduğu. Yukarıda mahşer gibi kalabalık IMA koridorlarından yalnızca minicik nefes alınası bir köşe görüyorsunuz:)

Seçici komitede kimler yoktu ki. Özgür Masur, Gamze Saraçoğlu, Beste Gürel gibi tasarımcılar, Ferhat Kazancı gibi sektörün her bir köşesine hakim iletişimciler, Nil Uzun gibi stylistler, Uğurkan Erez pek tabii ki:) Pek çoğundan izlenimlerini aldım, buraya sırayla yazacağım.

Ferhat Kazancı (Özgür Masur iletişim): Dün gerçekleşen model seçmelerinde daha onceki dönemlerde de farkettigimiz sey ayniydi... Bir kez daha anlasiliyordu ki Turkiye'de kesfedilecek ve top model statusunde modellik yapabilecek bayan model neredeyse yok gibi...Ama erkek model dendiginde gercektende yabanci modellerle basabas yarisacak kadar iyi modeller ile karsilastik. Erkek tasarimi yapan moda tasarimcilari acikcasi bizleden cok daha sansliydilar...Bizler yine yeni bir yuz kesfindense profesyonel modellerimiz ile devam edecegiz.Kisaca ozetlenirse bayan model adaylari profesyonel olarak kendilerini yetistirmeden ve kendi bedenlerinin farkina varmadan secmelere katiliyorlar.

Gamze Saraçoğlu (Tasarımcı): Cuma gunki castingde sayıca çok az olan profesyonel modeller zaten hemen one cikti ve secildiler. Bu seneki koleksiyonumdaki kadinim biraz tip olarak zor bir kadin bu sebeple bu kriterlere uygun model bulmak benim icin zor oldu.


Özgür Masur (Tasarımcı): Ben çok fazlası ile mutlu olduğumu söyleyemem cast anlamında. Evet çok güzel kızlar var ama podyum denince farklı. Yüz olarak çok güzel kızlar var fakat vücut için çok doğru değil ya beden boyları çok uzun ya karın ya basenler çok fazla onun için ben çok tatmin olduğumu söyleyemeyeceğim :)


Şahsi fikirlerimi ve eleştirilerimi biir bir sıralamak isterim hanımlar beyler. Şu yukarıda gördüğünüz kare belki de en "normal" olanı:) Öncelikle bu tür seçmelerden önce duyuru yapılırken bir dress code belirlenmeli diye düşünüyorum, ki aklın yolu bir, organizasyon ajansların hepsine tek tek modellerin değerlendirilebilmesi için ne şekilde giyinmeleri gerektiğini iletmiş. Ama maalesef ya ajanslar modellerine bunu iletmemiş, ya modeller bu gereği yerine getirecek kadar durumu ciddiye almamış. Tabii hepsi değil, bazıları çok nizami, kızların hepsi değerlendirilmeye uygun giyinip gelmişti. Sonuçta podyuma çıkacaksınız, fiziğiniz, bacaklarınız, selülitiniz, postürünüz, bunları "görebilmemiz" şart! Ben olsam opak çorapla gelenlerin hepsinden çoraplarını çıkarmalarını isterdim, çünkü çorapsız olanları jüri tüm çıplaklığı ile değerlendiriken çorabı olanları sadece şeklen değerlendirdi, bu da çoraplı ve çorapsız arasında adaletsizlik demek.  Tamam bacaklar çok düzgün olabilir ama selülit kadar bela bir şey var mı podyumum ters ışıkları altında? Sonra giyim kuşam, nizami olmalı, şort ya da mini etek, straplez bir üst ve mutlaka daracık gibi. Dizüstü çizmesi, destekli sutyeni ile seçmeye gelen, bol elbiseler ve mus çoraplarla seçmeye gelen modeller vardı?


Ve yürüyüş! Ahh kanayan yara. Dün o kadar çok güzel kız gördüm ki, ama çok model gördüm mi? Nadir. Yürüyüş namına bir şey yok, Uğurkan Erez özellikle bu konuda ümidini yitiriğini ifade etti, bir düz çizgi tutturabilen, yavaş yürü deyince yavaşlayabilen, hızlı yürü diyince hızlanarak yürüyebilen, vücut dilini ve kollarını doğru kullanabilen çok az. Evet belki öğrenilebilir ama 10 günde değil sanıyorum. Üstelik elemelerde modeller kendi rahat pabuçları içinde idi, defilelerde topuğu olmayan; ayağına büyük ya da küçük olan, emaneten tutturulan ayakkabılarla nasıl "catwalk" yapılabilir? Yapılabilemiyor zaten yıllardır görüyoruz. Yine de örneğin yukarıdaki Magdelena favorilerimdendi ve çok da başarılı idi, seçildi de:)


Yukarıda bir setcard örneği. Genel olarak problemlerimiz neler? Kadınlarda kısa boy ve ayva göbek, çokça selülit; erkeklerde kısa boy ve illa kirli sakal:o (ki severim o ayrıı:)) Rus ve Kuzey Avrupa'lı adaylar otomatikman ince fizikleriyle ve uzun bacaklarıyla, olmayan kalçaları ve optimum büyüklükteki göğüsleriyle zaten fark atıyordu ama onlarda bile selülit problemi yok değildi. Maalesef gen havuzunda iyiden iyiye karışmış ve pek o kadar yaradan amma özenmiş diyemeyeceğimiz ırkımız zaten totodan yana şanssızken bir de ayva göbecikler seçilmeyi zorlaştırıyordu. Ne olacak peki, Türkiye'de modellik denince sadece belli isimler önde çıkacak, gerisini tamamen yabancı kızlar mı dolduacak?


Peki ne yapmalı? Ne yapmalı da pembe dizilerinde gayet salçalı kalçalı aktirisleri ile bilinen Brezilya bile dünya çapında model çıkarabiliyorken, Türkiye hala Tuğçe Kazaz'dan fazlasını çıkaramıyor? Didem Soydan, Beril Kayar, hadi etsin 5, etsin 10. Bence SPOR! DİSİPLİN! DİYET! Sadece komşu teyzeler seni güzel buluyor, ve lisede sınıfındakilere fark atıyorsun diye model olamazsın. Bugün Adriana Lima günde 3 saat kickboks yapmasa daha mı az kazanır? Melekliği elinden mi kaçar? Milyon dolarları mı uçar gider? Hayır! Bugün Freja Beha çekime 1 saat gecikse bütün anlaşmaları iptal mı olur? Hayır! Ama bunları yapmıyorlar. Bira ve benzer alkolü haftada 3-5 gece tüketmekse göbek ve selülit demek, ki zaten Türk mutfağı evet şahane ama kiloyapmaya meyilli. Ayrıca modellik de bir "meslek", demek ki gerekleri var, bir öğretmen nasıl mesleğinin gerekleri için kendini geliştirmeli ve yetiştirmeli, ses tonu, verdiği ödevler; bir doktor nasıl ilaçları, semptomları bilmeli, bir model de "güzel" olmaktan fazlasını bilmeli: yürümeyi, tökezlememeyi, poz vermeyi.


Erkek modellerimiz kızlara göre çok daha iyiydi, bunun sebebi zaten erkek olarak modellik yapmayı kafaya koyanın spora ağırlık vermesi sanıyorum. Sonuçta adeleler, bicepsler, ince bel ve dar kalçalar şart:) Yine de boy problemimiz vardı. Kadınlarda 175 için oh çok şükür uzunmuş diyorduk erkeklerde ise 183 gibi. Bu boylar uluslararası podyum için tamamen rekabetin gerisinde kalmak demek, ancak bir Barbara Palvin (Eymen'in kulakları çınlasın) olursan belki.


Türk modeller içinde yine de hem benim hem seçici kuruldaki pek çok kişinin yüzünü güldüren, yürüyüşü, pozlaması ve fiziği ile bir de Beril Kayar'a olan benzerliği ile Merve oldu! Merve favorimiz ve gelecek vaad ediyor.


Umuyorum Türkiye'de "modellik" doğru ve hakkı verilecek şekilde yapılacak bir gün, umarım kızların hayali "modellikle başlar oradan bir diziye vs geçerim" değil "dünya çapında bir model olacağım"a dönüşür, saatler süren dizilerin set arasında döner ekmeğe talim ettikçe,elimizdeki nispeten iyi modeller bile fizik problemler yaşadıkları ya da zaten yorgunluktan bittikleri için podyuma erken veda etmek durumunda kalıyorlar.

Onlarca model ya da model adayı gelmişti IMA'ya, inanılmaz kalabalıktı, sonlara doğru herkes tükenmişti, bu yoğunlukta podyuma çok yakışacak bazı isimlerin kim vurduya gittiğini düşünüyorum. Masur, Saraçoğlu, Erez gibi isimlerin ortak görüşü seçmelerin efektif olmadığı, daha sistemli olması gerektiği idi, ama bir yandan onlar da hem uzun uzun incelemek hem çabucak karar vermek arasında gidip geldiler. Özellikle gelen modellerin daha özenli gelmesini, daha hevesli ve motive olmasını arzu ederdik dediler. Yine de IFW geliyor işe, tüm derdi, heyecanı, sancısı ve tadı ile:)
Devamını oku ...