BACKSTAGE | 2012'de Styleboom'un Kamera Arkası:)


Her yılın sonunda Styleboom'un kamera arkasına da geçiyoruz ya, hadi bu yılı da böyle tamamlayalım. Yeni yılda, Styleboom'un 5. yaşında bol çekimli, keyifli, bi dolu etkinlikli postlarla geçsin umarım. İşte ben ve benim biricik arkadaşlarımla büyüyen Styleboom'un sahne arkasından kareler:)

En güzel dekorumuz yine hep İstanbul oldu, kargalardan önce sokaklara döküldük bazen akşama kadar çalıştık. Sokakta çekimin zorlukları tabii başka:) Ama kalabalığa karışmayı, gönülleri hoş tutmayı, keyifle çalışmayı ihmal etmediik :)


Her ara sokak bir sahne, her duvar bir fon! 

Bazen tek bir kare için doğru ışık, doğru gölge bulana kadar taşındık durduk.


Toplam 2 dakikaya sığdırabileceğimiz videolar için kocaman kocaman saatler çektik. Çok da güldük, çook da eğlendik.


Yerlerde de süründük:)

En küçük detayları bile not ettik, atlamadık, süsledik, süslendik:)


Güzel arkadaşlar ile güzel çekimler yaptık


Bazı günlerin sabahı sete girip ertesi sabah ancak çıkabildik! Ama sağında solunda arkadaşlar olduğundan yine de devrilmedik:)


İş bitmeden bi lokma yemedik:p


Görüntüye ses olduk, iç seslere selam durduk:)

Bu yılın sonunda daa her mesajın ucunda, her mailin sonunda hemencecik koşup gelen biriciklerime;

şahane fotoğrafları ve arkadaşlığı için Zeynep Güçlüten'e
karman çorman sahnelerde bile güzel kareleriyle Özberk Baz'a
video editoryallerinde yine şahaneler yaratan Emircan Soksan'a
videolarım için koşup gelen Özgür Turhan ve Uğur Oktorvacı'ya
içi ayrı dışı ayrı güzel bebeğimiz Deniz Eslek'e
makyajlar için kimi zaman Uğur Kıral, kimi zaman MAC ekibine
kocamaaan kocaman teşekkürler ediyoruum, kalpler gönderiyorum
Devamını oku ...

KEYİF | Merhaba 2013 Bize Gelsene:)


2012'nin son günlerine girdik. Bazen bu yeni yıl telaşı, bu heyecan kimimize çok klişe geliyor biliyorum, ama olsun belki de klişeydi, ne farkediyordu, bunca yıl yeni yıl oldu da ne oldu demeden boşverip, her yerdeki, herkesteki heyecana ortak olmak, akışa bırakmak en güzeli. Sonuçta umut ve merak ve dilekler olmadan bir sonraki günün bile ne anlamı olurdu ki:) 

Bu postda biz de kırmızı, yeşil ve beyaz olalım; dilekler dileyelim; yılbaşı gecesi kar yağsın, en eşşiz kar tanesi bizim dilimizin ucunda erisin, patlayana kadar yiyip içelim ve o gece için eçtiğimiz elbisenin darlığına okkalı bi küfredelim ya da pijamamızla sıcacık bir evde kaygısızca uzanabildiğimize sevinelim, şarkı söyleyelim, saatler geceyarısını vurduğunda en çok kendimizi sevelim.

Bu postun altı umarım dileklerle dolsun, seneye yıl sonunda dönüp yeniden okuyalım, umarım hepsi gerçek olmuş olsun:)  

 Şeker gibi tatlı

Kışı çabuk biten yazı hemen gelen

Tadı, tuzu, kreması yerinde

Hem manen hem madden bereketli


  Sevdiklerimizle dolu dolu

Ve #babyboom 'un adının sağlık, mutluluk ve güzel dileklerle konduğu


şahaaaane bir yıl diliyorum:)

Bu yıl da Styleboom'u okuduğunuz, takip ettiğiniz, ilham verdiğiniz, paylaştığınız, hiç yalnız bırakmadığınız ve ennnn önemlisi hayatımda bir ilki yaşadığım şu son dönemde inanılmaz enerji verdiğiniz  için çok çok çook teşekkür ediyorum. 

Her ne kadar 2012'ye  o kadar bayılmasam da işte son çeyreğinde bana beni de sev dedi:)

2012yi sevmeyenler elime mum diksin, 2012 hiç bitmese diyenler daha güzel bir 2013 dilesin ♥
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Nanye Eledhwen Undomiél *


Bu sabah güneş hala göz kırparken yolumuzun üstünde mini bir çekim molası verdik:) Hobbit de gösterimdeyken pelerinimle bi Elf pozu vermesem olmayacaktı:) Bu yüzyıla uyarlamak adına saçlarımı floppy bir şapkayla süsledim, okumu da çantayla değiştirdim:p

Yazın fedora kışın ise floppy şapka, french bere ve kürklü kalpaklar kurtarıcılarım. Her ne kadar floppy şapka ile önünü görmek biraz zor olsa da kabul edelim pek havalı oluyorlar, ve yürüyüşe hop hop hop bir hareket katıyorlar.  Ben floppylerimi genelde düz renklerde seçip, onları bazen zincir ve kolye, bazen kurdeleler, bazen de broşlarla süslemeyi seviyorum. Bi' şapka postu mu yapmalı?


Ta taa anneciğimin diktiği bu pelerini çoook seviyoruum, iç tarafını daha önce Elle Style Awards'da giymiştim hatırlarsanız.


(*) Başlıkta Elf dilinde "Benim adım Elf pırıltısı Undomiel" diyor:) Bir zamanlar gençken ve ODTÜ Science Fiction Society ile FRPlerden FRPlere coşarken Elfçe öğrenmeyi kafaya koymuş, Sindarin ve Quenya dillerinde epey de yol kat etmiştim:)) 


Assos Diamond'ın bu kolyesi hakikaten de pek anlamlı, pek güzel bir hamileye hediye seçeneği. Göbeciğinde pırlanta taşıyorsun demenin en zarif yolu!

 
 

Batik ile gerçekleştirdiğimiz iki DIY etkinliğinden 2.sinde kendime böyle bir triko yaptım, tek kol boyunca altın bir şerit uzuyor. vaktim de bu kadarına yetti zaten, maalesef Boom, Boomerlar kadar maharetli değil:))

 Gülümseyiiin ♥  

Neler giymişiim? 
ZARA Şapka/Hat ;  BATİK Kazak/Turtleneck Sweater; TOPSHOP Tayt/Leggings ; MOSCHINO Eldiven/Gloves; ASSOS Kolye/Necklace; COS Botlar/Booties; NINE WEST Çanta/Bag;
ANNEMİN DİKTİĞİ Pelerin /Cape Made by Mummy


Since the sun is stiil smiling upun us, we stopped by for a shoot on our way to work today. Since Hobbit is across theaters, it's again Elven time, so why not getting stylish with a cape and a floppy hat:)
Devamını oku ...

BOOMSTYLE | Gucci'de En Uzun Gece

 Fotoğraf: Özberk Baz

En uzun geceyi seviyorum! Nedeni sonrasında yine günlerin uzamaya başlaması:)
Ve bu yıl en uzun geceyi sevmek için bir başka nedenim daha vardı: geceyi Gucci şahaneleri içinde geçirmek! 21 aralık gecesi Gucci Maçka'yı ziyaret edenlerle stil önerileri, hamiş Boomerlarla göbekle barışma tüyoları, sezona ve hazır indirim başlamışken gelecek sezona yatırım yapılacak parçaları konuştuk! Bir yandan da ben favorilerimi giydim çıkardım. Sizin favorileriniz bakalım hangileri olacak?


Sanırım Gucci koleksiyonunda en evdiğim 2. elbise buydu! Saks mavisi leopar desenli bir elbise olan 1.si ancak doğum sonrasına kalabilecek bir şahaneydi:) Eğer hamilelik sürecinde  kalça çok çok genişlememişse pilise elbiseler hem inanılmaz rahat, hem de flörtöz havasıyla pek şık olabiliyor. Metalik trendini ben bronzla uygulamayı çok seviyorum, altınlar ve gümüşler zaten çok kullanıldı, ama esas olay morun buna çok yakışacağını bilmekti:))

 Dev Gucci parfüm:) Seferberlik zamanları için:p

Zımba görmekten çok sıkıldığımı defalarca söylemişimdir ama bu çizme hafif bol hali, zımbalı chunky topukları ile beni benden aldı. 


Doğruya doğru bunca yıl nefret ilişkisi yaşadığım tayt hamilelikte baş kurtarıcılardan biri, ama taytın bana verdiği o salaş ve vurdumduymaz hissini de yok etmem şart. O yüzden üstüne bol aksesuarlı şık şeyler kullanmayı seviyorum, fakat taytla kombinlenen böyle mücevher gibi bir çizme de bu derde deva olabilir. 


Kışın vazgeçilmezlerimden biri çeşit çeşit eldiven, özellikle içi sıcak turan deriler. Bir de eldivenlerimin tekine mukayyet olabilsem! İlla mı eldiven teki düşürülür, sanırım en yalnız kalpler benim eldiven çekmecemde:)

 İşte gecenin aşk yaşadığım bir diğer parçası! Bu nasıl güzel bir ayakkabıdııııııır kalp kalp!


Yine hamilelik sürecinde en sevdiğim şey dar ve sıcacık triko elbiseler giymek, ben genelde maksi olanları tercih ediyorum çünkü göbüş ön tarafı biraz yukarı çekiyor haliyle:) Ama bu elbisenin etek ucu pek hoşuma gitti:)  Sezonun renklerinden derin yeşilleri kırmızıya, devetüyüne, siyaha katmak iyi bir fikir!


23 haftaaa :))


 Bu çantanın toka kısmını pek beğendim!


Heyhaaat eskiden sadece kendi için bir şeyler bakan Boom artık #babyboom 'a da bir şeyler bakmadan eve dönmüyor:)) Baby Gucci newborn setleri pek şık kutular ve çok zarif kartlar eşliğinde güzel birer hediye seçeneği:)


 Bu ayakkabıya bayıldımmmmm! Baby Gucci ayıcığı bize eşlik etti


Ben, oğluşumu büyük ihtimalle küçük bey şeklinde giydireceğim, o tarzı pek seviyorum. Mesela bu gömleğe sırf kol düğmesi için vuruldum:) Kol düğmesi o kadar minikti ki anlatamam:)


Veee kalbimi bıraktığım çantalar! Bu siyah olan benim için tasarlanmış sanki, kolda zarif, formu belli, 50lerden kopmuş gelmiş sankiiii


Ama arkadaşlarımın artık bana sürekli küçük kutu çantalarınla vedalaş uyarıları üzerine artık gözüm büyük çantalara da takılıyor. Salma Hayek'in pek sık kullandığı ve eyer ve koşumlardan esinlenerek tasarlanan bu iri ama yine formlu çantayı çok sevdim. Kırmızı da en az bunun kadar güzeldii 


Gucci'nin ikonik bambu saplı, dev püsküllü çantalarından yine minik bir taneyle flörtleştim:))

İşte en uzun gecede, dışarıda lapa lapa kar yağarken benim favorilerim bunlar olduu, sizinkiler hangisi?
Devamını oku ...

Bazı Kelimeler Anlamsızlaşınca


Günlerdir hiçbir şey yazasım yok. Fotoğraf çekesim yok.
Burada bu blogda tanıdığınızın dışında hayatımı kazanmaya çalıştığım esas mesleğime yazıklar olsunlar okundu, ahlar edildi, kınamalar geldi. Bu meslek ki bana büyük paralar, ölümsüzlük ya da şöhret vaad etmedi asla, ama ben hep bildim bir sınıftan içeri girip de kürsüme geçtiğimde hissettiğim mutluluğu, şevki ve tatmini başka hiçbir şeyden alamayacaktım, alamıyordum.  Bana “benim için şunu değiştirdiniz” diyen bir öğrencinin verdiği hissi anlatamıyordum.  Eşime telefonda “hayır karşılığı çok değil ama ben bunu yapmak istiyorum bana ihtiyaç var” derkenki hali başka şeyde hissedemiyordum. Kapı kapandığında karşımda yüzlerle bir başıma kaldığımda dışarıda her ne olmuşsa olsun, o günüm ne kadar kötü geçmişse geçsin hepsi kapının dışında kaldı. Böyle bir hissi bana evet ne hiç bir iş ne hiç bir kimse yaşatamadı.  Sisteme hep direndim, farklı bir eğitimci, sıradanın dışında bir anlatıcı, öğrenciliğini unutmamış bir öğretmen olmak için: ve bunun için bana bu öğretiyi veren okulumla bile bazen mücadele ettim.  En büyük şansım okulum, bölümüm, hocalarım tarafından hep  “dinlenmek” oldu, öğrencilerim tarafından hep “desteklenmek” oldu.  Çünkü biz ODTÜ’deydik.
Bizim gibilere en ufak bir utanç duymadan “yazıklar olsun” diyen hoyrat ne biliyor ki? Çocuğunun ne mücadelesi olmuş? Çocuğunun gecesini, gündüzünü, sevgilisini, arkadaşlarını her şeyini icab ederse feda edip çalıştığı şeyin karşılığını hiç alamadığı olmuş mu ki? Hiç “feda” etmiş mi ki? Biz öyle çok feda, feragat ve cefayı normalleştirmişiz ki mesela, bu kelimelerin hepsi bende anlamını yitirdi!  Bazı insanlar akademisyenliği istediğimiz kıyafeti giyip istediğimiz saatte okula gittiğimiz, yata yata profesör olduğumuz gibi klişelerle aşağılamaya çalışıyor; onlara göre bir kadın için en iyi meslek çünkü eve gelip çorbasını pişirebilir! Çorba içecek hali mi vardır peki?  Hiç kimse istediğimiz kıyafetlerle mesela ODTUde artik kaloriferler de kapatıldığında kışın eksi 7 derecede gecenin belki 2sinde 3ünde dönümlerce uzayan kampüste  jandarma neredeyse bari o taraftan geçerek arabaya/otobüse/dolmuşa gideyim dediğimizden haberdar değil.  Bir gece sanırım saat 01:00 sularıydı, eşim İstanbul’dan okula beni ziyarete geldi, bölümdeki kalabalığa şaşırmıştı. “Bu saatte bu kadar adam napıyorsunuz?” oldu. Çalışıyorduk! Neden şaşırmıştı,  daha acayibi biz neden şaşırmıyorduk?  Gece bekçisinin menemenine ekmek banmak, yemek için odaya bir kumpir söylemek, anca bu kadarına vakit vardı. Kimse doktorasını alan kişinin daha 3. günde Yar.Doç kadrosu ya gelmezse hezeyanına girdiğini, hadi geldi diyelim kime gideceğini, hadi oldu diyelim doçentlik sınavında uzmanlığı neyse inadına onun aksi sorularla tongaya düşürülmeye çalışılacağına takılmıyor. Kimse önümüze her sene değişe değişe konan,  tam tamamladım sandığında aslında ucundan yine kaçırdığını gösteren doçentlik kriterlerini görmüyor. İnsanların “makale” denince anladığı şey acaba Ayşe Özyılmazel’i yazdıkları gibi bir şey mi? Sana hem çok iyi bir araştırmacı, hem yıl sonunda değerlendirme formlarında öğrenciler tarafından eğitimciliği sayfa sayfa sorularla değerlendirilmiş süper bir eğitimci ol ve bunu aynı minik maaşın içinde eritiver dediklerini duymuyor. Belki çok iyi bir araştırmacısın ama eğitimci olarak 5 üzerinden 4ün altına indiysen hiçbir idarecinin senin yüzüne bakmayacağı, fonlarının yalan olacağı gerçeğine kulak kesilmiyor. Belki çok iyi bir eğitimcisin, senin açtığın ders için öğrenciler birbirini kesiyor, ama o yıl hiç mi konferansa katılmadın,  toplantılarda sana laf çakılınca kimse seni savunmuyor.  Bir entellektüel değilsen öğrencinin seni iplemeyeceği ile ilgilenmiyor. Bunlar için mesela ODTÜ hiç kınanmadı bildiğim kadarı ile; mülakatta neredeyse kan kusturarak seçtiği 11 doktora öğrencisinden 3 yılın sonunda sadece 4ü yeterlikten geçebildiği için, orada 7 yetişkin 30’undan sonra hayatı başa sarmak gerçeğiyle ne yapacağını bilmez bir halde kalakaldığı için de kimse kınamadı sanmam.  Sen ki o yeterliğe çalışırken 5 ay boyunca kendine ödül olarak günde yalnızca 1 saat heroes dizisi molası vermişsindir, ve o diziyi izleme saatinin mutluluğunun üstüne mutluluk kalmamıştır yeryüzünde. Ama yeterlikten geçtin dendiğinde dışarda aynı sabahı gördüğün arkadaşın kaldı diye şoktayken sevinme  hakkının bile ayıp gibi geldiğini bilmez bu ofise kotla  dahi gidebilecek kadar rahat bir iş hayatımız olduğunu düşünenler. “Başardığına sevinmek” kelimesi misal benim için o gün anlamını yitirmişti. Ama işte THE’nın ilk 100 listesine de, dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim/araştırma kriterlerine de anca bu şekilde girilebiliyor. Sonra da öğrencisiyle, eğitimcisiyle bu cefayı çekenler “ilimi/bilimi” protesto etmekle suçlanabiliyor. Güya(!) protesto edilen şeyi yapan kadroya bir bakmak, kaç mühendisin kaç analistin ODTUden diplomasını böyle hislerini yitire yitire, kelimelerin anlamlarını feda ede ede alabildiği için o şeyi uzaya sallayabildiğine dikkat etmek bu kınamacıların aklına gelmiyor.

ODTÜ hedefini koyduğumdan bu yana hep çok çalıştım, o kadar çok o kadar çok çalıştım ki, “çok” kelimesi de  anlamını yitirdi. Denedim yanıldım, yaptım bozdular, başardım sandım bozguna uğrattılar, tamam dedim yarım bile değil dediler: bunları hep hocalarım dedi, ama ben hiç “kınayamadım”,  çünkü biliyordum ki aynı yolların belki daha acısından onlar da geçtiler, aynı mağlubiyetlerle dizlerin üstünde doğrulup sonunda galip geldiler. Ne kazandın dersen söyleyeyim: “yorgunum” . Tek başıma hak ettim, tek başıma tadını bile çıkaramadım.  İktidarların ya da siyasilerin değil ama sonunda akademi, sonunda üniversite denen yerlerin bizim gibileri kınaması  her ne kadar onların utancıdır desem de kalbimi paramparça etti. Diğer kelimelerin anlamını yitirdiği gibi “hayal kırıklığı” da artık anlamını yitirdi.

XOXOTheMag dergisi için bir wishlist yapmam gerekiyordu, yapamadım. Çünkü 2013 için tek dileğim bazı kelimeler benim için, bu ülke için, millet için artık yeniden “anlamlarını” geri kazansın. Başka bir şey değil.
Devamını oku ...

BABYBOOM | Yoga Time!


Şu an tam da blogun başına oturduğumda Yoga Şala'da bir seans öncesindeyim... Omurgama, belime, bacaklarıma ve daha şahanesi zihnime bi' güzellik yapmama tamı tamına 32 dakika var:) Baktım henüz #babyboom bloguna hala çekidüzen veremedim, bazı şeyleri buradan paylaşmakta fayda var dedim. Çünkü bu deneyim hakikaten paylaşılmaya değer.

Styleboom'u uzun zamandır takip edenler benim bir pilates düşkünü olduğumu ve düzenli devam ettiğimi bilir, ama bebek haberini alınca normal doğumu da düşündüğümden, yine pilates hocamın şiddetle tavsiye etmesiyle hamile yogasını araştırmaya koyuldum, vee hem evime yakın, hem bu konuda hep çok övgüler almış Yoga Şala ile tanıştım. Doğrusu ben yogaya hep biraz alaycı, biraz şüpheci yaklaşmışımdır, kesin bana gülme gelir, ben o kadar "sit still" bi hale giremem derdim, meğer ne kadar yanılıyormuşum! Doğrusu yogaya başlamak verdiğim en doğru kararlardan biri olmuş, kendime ve göbüşümdeki arkadaşa güzel bir hediye:) Bunu ilk 2 seanstan sonra bile anladım. Yakında burada size yoga dersimin videosu koyacağım, bakalım beğenecek misiniz:)
Devamını oku ...

HEDİYE | MaiNili ile Masallar, Mitler, Periler


Kimi zaman, zamanı durdurup Alice olmak istemiyor mu insan? Sihirli mantarlardan bir kıt alıp büyülü bir dünyaya yuvarlansan, yine de kabarık elbisen tertemiz kalsa, heyecan dolu kendi maceranı yazsan:) Sihirli mantarları Alice mi yemiştir, yoksa yazarı yiyip mi bu şahane kitabı yazmıştır kim bilir ama bana bazen Alice'in dünyası daha güzel gelmektedir.

Bu post da işte benim gibi hala masallara, mitlere, perilere inananlar için geliyor. Tam da bir yere yetişme telaşında, geç kalmama derdinde kolundaki saate baktığında masalları hatırlayıp  gülümsemek isteyenlere. MaiNili yine bir internet keşfi, bir şekilde ona rastladım ve sizlerle de paylaşmak istedim. Bir peri bana, bir peri size... 

Benim mantar peri evim artık kolumda, ne kadar sihirli olduğu bana bağlı:) Size de bu evin perisi hediye gelsin istedim.  Kendisi hemen aşağıda:

MaiNili'den bu cici saate sahip olmak için yapmanız gereken çok basit:
  • 19 Aralık Çarşamba geceyarısına kadar
  • MaiNili Facebook sayfasını beğenin ve
  • Bu postun altına hangi masalın kahramanı olmak istediğinizi ve sebebini yorum olarak bırakın
  • 20 Aralık Perşembe Random.org sonucu yine bu postun altında açıklanacak:)
  • Biliyorsunuz adsız yorumlar maalesef onaylanmıyoor!
 Bence yeni yılda birine hayal kurduran bir şey hediye etmek pek güzel fikir ♥

ŞANSLI MASALCIMIZ kubra_karakebelioglu OLDUU:) TEBRİKLER. 3 GÜN İÇİNDE SİZE YOLLADIĞIM MAİLE DÖNMENİZİ BEKLİYORUM
Devamını oku ...